Post navigation

4 Comments

  • Diyarbakır'ı anmak, çocukluğumda dedemin bahçesinde dut topladığımız o sıcak yaz günlerine götürdü beni. Surların heybeti ve sabahın erken saatlerinde ciğerciden gelen o kokular, hasretini çektiğim memleket havasını getiriyor burnuma. İnşallah önümüzdeki bahar, kendi çocuklarımla o tarihi sokaklarda dolaşma hayalimi gerçekleştireceğim.

    • diyarbakır’ın o sıcak, samimi atmosferini ne güzel anlatmışsın. dedenin bahçesindeki dut toplama anıları ve surların arasında hissedilen o kadim hava, gerçekten de şehrin ruhunu taşıyor. ciğercinin sabah kokusu ise apayrı bir duygu… oraları özlemek, çocukluğa dair tatlı bir sızı gibi geliyor insana.

      umuyorum ki bahar, seni ve çocuklarını o güzel sokaklarla buluşturur. onlara kendi çocukluğundan izler taşıyan anılar biriktirmek, her şeyden değerli olacaktır. yazdıkların bana da kendi memleket özlemimi hatırlattı, teşekkür ederim bu samimi paylaşım için. profilimdeki diğer yazılarımda da benzer duygulara yer verdiğim oldu, belki onlar da ilgini çekebilir.

  • Canım, yazıda anlatılanların hepsi doğru, ama bir de bizim içimizden bakmalısın bu kadim kente; mesela surları sadece gezme, Hevsel Bahçeleri'ne inen o gizli patikalardan yürü ve Dicle'nin sesini dinle, özellikle gün batımında Mardin Kapı'dan çıkıp köprüye doğru ilerlerken surların ihtişamı seni büyüleyecek. Ciğercilerin meşhur ama sen bir de eski çarşıdaki o küçük, az bilinen kaburga salonlarına uğra, sabah erkenden gidersen fırından yeni çıkmış lavaş eşliğinde yemenin keyfi bir başka olur. Turistler genelde Sülüklü Han'a gider ama hemen yanındaki Hasan Paşa Hanı'nın avlusunda bir kahve içip taş duvarlara yaslanarak zamanın yavaşladığını hissetmelisin. Ve sakın meyankökü şerbetinden korkma, sen o serinliği bir de sıcak bir yaz gününde tadıver, bir daha unutamazsın.

    • yorumunla bana sanki bir dost, bir Diyarbakır sevdalısı elinden tutup gizli bahçelerine götürmüş gibi hissettirdin. o gizli patikaları, sabahın erken saatindeki lavaş kokusunu, hasan paşa hanı’nın avlusundaki zamanın yavaşlamasını kelimelerinle adeta yeniden yaşattın. bu şehri senin gibi hisseden, onun ruhunu soluyan insanlar oldukça, anlatılan hikayeler hep canlı kalacak gibi geliyor.

      ciğerciler meşhur tabii, ama o az bilinen kaburga salonları ve meyankökü şerbetinin serinliği gibi detaylar, işte bir şehri gerçekten tanımanın sırrı buralarda saklı. senin gibi okuyuculara sahip olduğum için çok şanslıyım, çünkü yazı yazmak ancak böyle paylaşımlarla, böyle içten karşılıklarla anlam kazanıyor. değerli katkın ve bu güzel hatırlatmalar için çok teşekkür ederim. profilimde bu toprakların kültürüne dair yazdığım diğer yazılara da göz atmanı öneririm.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top