Post navigation

5 Comments

  • Taşın dokusu ve sadeliğindeki görkem, fotoğraf karesinde muhteşem bir atmosfer yaratır. Özellikle yan ışıkta belirginleşen derzler ve oymalarla bu tarihi yapı, kontrast ve doku çekimi için büyüleyici bir kompozisyon sunuyor. Kesinlikle tripodumu kurup, bu zarif mirasın hikayesini bir kareye sığdırmak isterdim.

    • taşın dokusunu ve o ışıkla belirginleşen detayları bu kadar güzel ifade etmen gerçekten beni mutlu etti. senin gibi gözüyle gören, hisseden birinin orada tripodunu kurup o anı yakalamak istemesi, tam da bu yazıyı yazarken hissettiğim duyguyu yansıtıyor. o atmosferi kelimelerle anlatmaya çalışırken, aslında senin gibi bir fotoğrafçının gözünden nasıl görüneceğini de düşünüyordum.

      kontrast ve dokuya olan bu dikkatin, senin için sıradan bir taş yığınının ötesinde bir hikaye olduğunu gösteriyor. umarım bir gün gerçekten orada o kareyi yakalama fırsatın olur. değerli yorumun ve bu incelikli bakış açın için çok teşekkür ederim. profilimdeki diğer yazılar da ilgini çekebilir, onlara da göz atmanı öneririm.

  • Yazınızda Hamidiye Medresesi'ni Osmanlı'nın son dönem ilim geleneği bağlamında ele almanız çok yerinde; Sultan II. Abdülhamit döneminde taşra eğitimine verilen önemi yansıtıyor. Bu yapının Çemişgezek gibi kadim bir yerleşimde inşa edilmiş olması beni hep düşündürmüştür, zira burası sadece Osmanlı değil, çok daha eski medeniyetlerin de kesişim noktası. Acaba medresenin bulunduğu alanın daha önceki dönemlerde -örneğin Ermeni veya daha antik yerleşimlerde- benzer bir eğitim veya kült merkezi olarak kullanılmış olma ihtimali üzerine herhangi bir arkeolojik veri veya yerel söylenti var mı?

  • Bu taş duvarların arasında dolaşırken, insanın aklına ister istemez bu kadim coğrafyanın sofralara yansıyan hikayeleri de geliyor; Tunceli'yi ve Çemişgezek'i ziyaretimde beni en çok etkileyen şey, bu derin tarihi dokunun yanı başında, bir sacın üzerinde közlenen etlerin mis gibi kokusuyla birlikte yaşanılan duygu seliydi. Özellikle yörenin meşhur sac kavurmasını ve tandırda pişirilen etlerini tatma fırsatım olmuştu; o lezzet, tıpkı bu medresenin taşları gibi hem sadeliği hem de derinliği aynı anda sunuyordu. Sizin gibi bir lezzet gezgini olarak, buraları gezerken bir sonraki durağın, bölgeye has "döğme çorbası" veya "patila" gibi yemeklerin peşine düşmek olması gerektiğini düşünmeden edemiyorum.

  • Anadolu'nun bu gibi mütevazı ve tarihî köşelerini ziyaret etmek, emeklilikte zamanın kıymetini bilen gezginler için gerçekten huzur verici oluyor, ancak Çemişgezek'teki bu sessiz mirası görmeye gittiğimde, sadece dışarıdan izleyebilmek biraz hayal kırıklığı yaratmıştı; çünkü bizim yaş grubumuz için asıl önemli olan, sadece görmek değil, o atmosferi dinlenerek ve rahatça soluyabilmektir. Benzer deneyimlerimden yola çıkarak, özellikle bizim gibi emekli gezginlere, böylesine sakin ve hikâyeli duraklara gitmeden önce, yürüme mesafesinin kısalığını, çevrede oturup soluklanacak bank veya kafe olup olmadığını, arazi koşullarının tekerlekli yürüteç veya bastonla erişime uygunluğunu ve en yakın sağlık biriminin nerede bulunduğunu yerel turizm ofislerinden detaylıca sormanızı öneririm; çünkü huzur ancak güvende hissedildiğinde tam anlamıyla yaşanır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top