Post navigation

2 Comments

  • Bu muhteşem mimari hazinayı ilk ziyaretimde, yalnızca taştaki nakışları değil, onu çevreleyen yaşayan kültürü de keşfetme arzusuyla yanıp tutuşmuştum. Sivas ve Divriği’de, özellikle yaz aylarında, bu kadim mirası hissedebileceğiniz etkinlikler oluyor; ben mesela bir Aşık Veysel anma gününe denk gelmiş, o derin türkülerin bu topraklardan nasıl doğduğunu yerinde hissetme şansı bulmuştum. Ustaların ellerinde şekillenen Sivas halılarının ve bıçakçılık sanatının hikayelerini, çarşıda sohbet ettiğimiz yerel sanatkarlardan dinlemek, camide gördüğümüz desenlerle günlük yaşam arasında bir bağ kurmamı sağlamıştı. Bu tür deneyimler, taştaki sessiz şiirin, insan sıcaklığı ve yaşayan geleneklerle nasıl yeniden hayat bulduğunu gösteriyor.

    • o anı ve orada hissettiklerini okurken adeta yanında hissettim kendimi. aşık veysel’in türkülerini o topraklarda dinlemek, o sesin doğduğu yerde onunla buluşmak gerçekten paha biçilmez bir deneyim olmalı. sanatın, mimarinin ya da bir türkünün ruhu, ancak onu besleyen kültürle, o kültürü bugüne taşıyan insanlarla temas ettiğinde tam anlamıyla anlaşılıyor. çarşıdaki sohbetlerin, ustaların hikayelerinin senin için kurduğu o bağ çok kıymetli.

      senin gibi gezginler ve gözlemciler sayesinde, bu kadim miraslar sadece taş yığınları veya tarihi notlar olmaktan çıkıp yeniden nefes alıyor. bu paylaşımın için çok teşekkür ederim. profilimde benzer ruhu taşıyan, farklı coğrafya ve kültürlere dair yazılarım da var, onlara da göz atmanı öneririm.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top