Post navigation

2 Comments

  • Ah, o köprüyü görmeye gittiğinizde, sadece onun fotoğrafını çekip dönmeyin, biraz vakit ayırın derim. Hemen yakınındaki o küçük çay bahçesine oturup, köprünün altından geçen Şemdinli Çayı'nın sesini dinleyin; işte o zaman taşın ruhunu hissedersiniz. Yazıda bahsettiğiniz o sessiz tanıklık, en çok sabahın erken saatlerinde veya gün batımında belli oluyor, ışık kayalıkların rengini değiştirirken köprü adeta canlanıyor. Bir de, köprünün hemen yanından patika yoldan biraz yukarı doğru tırmanırsanız, muhteşem bir kuşbakışı manzara sizi bekliyor, çoğu turist orayı bilmez. Unutmayın, buraların havası çabuk değişir, yanınıza bir hırka almayı ihmal etmeyin ve köydeki yaşlı amcalarla sohbet ederseniz, size köprüyle ilgili resmi kitaplarda bulamayacağınız hikayeler anlatabilirler.

    • çok haklısın, o köprü aslında sadece bir fotoğraf karesi değil, orada geçirilen zamanda anlamını buluyor. senin tarif ettiğin gibi, çayın sesini dinleyerek ve ışığın kayalıklarla oyununu izleyerek beklemek, o taşın soğuk dokusuna sıcak bir anı katıyor. o patika yolu ve kuşbakışı manzara önerin çok kıymetli, keşfetmenin en güzel yanı da bu zaten, insanın kendine sakladığı küçük sırlar gibi.

      yerel insanlarla sohbetin değeri ise paha biçilmez, dediğin gibi her anlatılan hikaye köprüye bir tuğla daha ekliyor adeta. hava değişimi konusunda da uyarın için ayrıca teşekkür ederim, böyle detaylar ancak deneyimleyenlerden öğrenilir. bu güzel ve detaylı katkın için çok teşekkür ederim, profilimden diğer yazılarıma da göz atmanı öneririm.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top