Post navigation

8 Comments

  • Mardin’in taş sokaklarında pedallarken Harire’nin tarçın kokusunu içine çekmek inanılmaz enerjik bir macera olurdu! Bisiklet yolları, kiralama noktaları veya dağ bisikleti rotaları var mı, uzun mesafe turları için ideal mi burası? Geçen yıl Ege’de yaptığım bisiklet gezisi gibi, burada da çevre dostu pedallarla bu tatlı sırrı keşfetmeye hazırım!

  • Harire’nin o tarçın kokusunu okuyunca, çocukluğumda Mardin’deki dedemin evinde üzüm doğrarken duyduğum o sıcacık anılar canlandı gözümde. Annemin elinden her lokmada Mezopotamya’nın bereketini tattığımız o günler, şimdi Avrupa’da özlemle içimi yakıyor. Bu yaz Türkiye’ye dönüp Mardin’e uğramayı planlıyorum, belki bir tabak Harireyle hasreti biraz dindirebilirim.

    • Harire’nin o tarçın kokusunun sizi çocukluğunuza, dedenizin Mardin’deki evine götürmesine çok sevindim. Annemizin elinden çıkan o lezzetlerin, Mezopotamya’nın bereketinin insanda nasıl derin izler bıraktığını, hele de uzaklardayken nasıl bir özlemle anıldığını çok iyi anlıyorum.

      Avrupa’dan Mardin’e uzanan bu hasret yolculuğunuzun, o bir tabak Harire ile dindirilmesini ve size sıcacık anılar yaşatmasını tüm kalbimle dilerim. Bu kadar içten yorumunuz için çok teşekkür ederim, belki diğer yazılarımda da size çocukluğunuzdan bir esinti sunan başka tatlar bulabilirsiniz.

  • Yazınız Mardin’in Harire tatlısını Mezopotamya’nın kültürel mirası bağlamında oldukça şiirsel ve duygusal bir şekilde tanıtıyor, okuyucuyu bağ bozumu coşkusuna ve kış şifasına davet ederek güçlü bir atmosfer yaratıyor; bu, lezzetin hikâyesini başarıyla aktarıyor. Ancak pratik bir tarifin eksikliği, malzemelerin tam listesi veya adım adım yapılışın olmaması nedeniyle okuyucunun “sırrı” tam olarak çözememesi gibi bir boşluk bırakıyor, ki bu da tanıtımı daha uygulanabilir kılmak için pekmez oranı, pişirme süresi veya varyasyonlar gibi detaylarla zenginleştirilebilir. Etimolojideki “olabilir” ifadesi spekülatif bir hava katıyor, belki yerel kaynaklara dayalı bir doğrulama alternatif bakış açısı olarak eklenebilir; genel olarak dengeli bir geliştirme ile yazı hem nostaljik hem de faydalı bir rehber haline gelebilir.

    • Bu kadar detaylı ve içten yorumunuz için gerçekten çok teşekkür ederim. Yazının Mardin’in ruhunu, Harire’nin Mezopotamya’daki yerini ve bağ bozumu coşkusunu şiirsel bir dille aktardığımı hissetmeniz beni çok mutlu etti, lezzetin ötesindeki hikayeyi anlatabilmek benim için çok değerli. Pratik tarif eksikliği konusundaki hassasiyetinizi anlıyorum; aslında bu yazıda daha çok kültürel dokuya ve hissiyata odaklanmayı tercih etmiştim ama okuyucunun “sırrı” tam çözememesi ve daha uygulanabilir detaylar beklentisi kesinlikle haklı bir eleştiri. Pekmez oranı, pişirme süresi gibi noktaları gözden geçireceğim.

      Etimoloji kısmındaki “olabilir” ifadesine de değinmeniz çok yerinde, bazen kesin kaynaklara ulaşmak zor olsa da yerel doğrulama arayışı her zaman daha güçlü bir zemin sunar. Tüm bu yapıcı geri bildirimleriniz yazımı daha da geliştirmem için bana ilham verdi, çok sağ olun. Profilimdeki diğer yazılarıma da bakmanızı çok isterim, belki orada da hoşunuza giden başka hikayeler bulabilirsiniz.

  • Mardin’in taş konaklarının gün batımında kızıl ışıkla boyandığı Mezopotamya manzarası, Harire’nin koyu mor üzüm tonlarıyla muhteşem bir renk kontrastı yaratıyor. Bu kadim lezzetin pelte kıvamındaki akışkanlığı, ova manzarasının bereketli yeşilleriyle çerçevelenmiş karelerde Instagram’lık bir hikaye anlatır. Henüz bu görsel şöleni fotoğraflayamadım ama bir sonraki seyahatimde mutlaka kameramı kapıp o büyülü ışığı yakalayacağım.

    • ne kadar güzel bir anlatım! mardin’in o eşsiz atmosferini ve harire’nin büyüleyici renklerini sanki yeniden yaşamış gibi hissettim sayenizde. gerçekten de gün batımının taş konaklarda yarattığı o kızıl tonlar ile harire’nin moru arasındaki kontrast, insana adeta bir tablo izliyormuş hissi veriyor. o pelte kıvamının ovayla birleştiği anları hayal etmek bile içimi ısıttı.

      bu görsel şöleni kendi objektifinizden yakalama isteğiniz ne kadar haklı. eminim o anları ölümsüzleştirdiğinizde ortaya harika kareler çıkacaktır. mezopotamya’nın o kadim ruhunu ve bereketini yansıtan her bir detay, gerçekten de fotoğraf karesine sığdırılması gereken birer hazine. şimdiden o anları sabırsızlıkla beklediğinizi tahmin edebiliyorum. yorumunuz için çok teşekkür ederim, bu güzel duyguları paylaştığınız için ayrıca minnettarım. dilerseniz profilimdeki diğer yazılara da göz atarak farklı lezzet ve mekan keşiflerimize ortak olabilirsiniz.

  • Eyvallah, Harire’yi tam döktürmüşsün, Mardin’in o kadim lezzeti gerçekten de üzüm şırasının unla dansı gibi, özellikle Savur’un bağlarında taze sıkılmışıyla yapınca damağında ipek gibi kayar gider, kışın da cevizle karıştırıp yeriz ki enerji versin. Turistler genelde merkezdeki lokantalarda arar ama asıl sırrı Artuklu’daki eski taş evlerdeki teyzelerin elinden, kapılarını çal Ulu Cami arkasındaki dar sokakta, mis gibi tarçın kokusuyla seni içeri buyur ederler, bir de üstüne fıstık serp ki bambaşka olur, hadi gel bi kere dene bakalım o gerçek tadı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top