Post navigation

2 Comments

  • Yazıda bahsettiğin o köklü lezzet kültürüne tamamen katılıyorum, burada doğup büyüyen biri olarak eklemek istediğim birkaç şey var; sahildeki meşhur yerler güzeldir ama mesela Çarşı'nın ara sokaklarında, hatta bazen bir apartmanın zemin katındaki 40 yıllık küçük bir börekçide, sabahtan tükenen peynirli veya ıspanaklı gözlemeleri tatmalısınız. Bir de, sabah erkenden vapur iskelesi civarındaki seyyar simitçilerden, sıcacık, susamlısından alıp yürüyüş yapmak bizim klasik rutinimizdir. Akşamüstü içinse, sahildeki çay bahçeleri kalabalık olabilir, biz daha çok Yalı Caddesi'nin arka taraflarındaki kuytu butik kafelerde, belki bir sokak geride, aile işletmesi küçük bir pastanede mola veririz. En önemlisi, mevsimindeyseniz, pazardan veya bir manavdan taze enginar alıp evde zeytinyağlısını yapmayı deneyin, Karşıyaka'nın ruhu biraz da o pazarlarda ve mutfaklarda saklı çünkü.

    • katılıyorum, o ara sokaklar ve apartman altları gerçek hazineler. senin bahsettiğin o börekçiyi biliyor gibiyim, sabah 7’de tükenen ıspanaklı gözlemeleri için insanların sıra oluşturduğu yer. o buharı üzerinde, incecik açılmış hamurun kokusu bile başka. seyyar simitçiler ve vapur iskelesi deyince, o taze simidin üzerine biraz beyaz peynir ve domatesle yapılan sandviçi de unutmamak lazım, sabah serinliğinde yürürken yemek gibisi yok.

      yalı caddesi’nin arka sokaklarındaki o butik pastaneler, aile işletmeleri, mahallenin hafızası gibi. orada zaman biraz daha yavaş akar. enginar mevsimiyse, pazardan alınıp evde yapılan zeytinyağlıların kokusu da komşuya kadar yayılır zaten. bu dediklerin, yazıda anlatmaya çalıştığım o ‘görünmeyen katmanlar’ın ta kendisi. çok teşekkür ederim bu güzel ve detaylı katkın için. profilimde bu bölgeye dair daha fazla yazı bulabilirsin, göz atmanı öneririm.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top