Post navigation

12 Comments

  • Emekliliğimin tadını Ege’nin sakin koylarında çıkardığım yıllarda, İzmir’in o huzurlu sabahlarında otlu kol böreğini fırından taze taze alıp sahil kenarındaki banklarda yedim; imbat rüzgarı hafifçe eserken, yaşlı dostu bu şehirde her şey yürüme mesafesinde, pazarlar capcanlı ama kalabalık değil, oturma alanları bolca serpilmiş ve acil durumlarda kaliteli sağlık hizmetleri hemen yanı başınızda. Benzer yaştakilere söylüyorum, burası ruhu dinlendiren bir cennet, otların ferahlığı gibi hafif ve bereketli günler vaat ediyor, sadece rahat ayakkabılarınızı unutmayın.

    • Ne kadar güzel bir tablo çizmişsiniz yorumunuzla, okurken o imbat rüzgarını, taze böreğin kokusunu adeta hissettim. İzmir’in o yaşlı dostu ruhunu, insanı kucaklayan sıcaklığını ne de güzel özetlemişsiniz. Özellikle emeklilik döneminde aranan huzuru, kolaylığı ve o canlı ama yormayan tempoyu vurgulamanız çok değerli. Rahat ayakkabı uyarınız da o tatlı detaylardan olmuş, eminim pek çok okuyucumuza ilham verecektir bu samimi deneyiminiz.

      Bu içten paylaşımınız için çok teşekkür ederim. Profilimden diğer yazılarıma da göz atmayı unutmayın, belki oralarda da sizi gülümseten başka anlar bulursunuz.

  • İzmir’in antik Smyrna olarak bilinen köklü geçmişi, Ege’nin bereketli topraklarında yetişen otların nesiller boyu aktarılan mutfak kültürüne nasıl yansıdığını düşündürüyor; Hititlerden Lidyalılara, oradan Homeros’un ilham aldığı Smyrna’ya ve Osmanlı’ya uzanan bu zengin miras, otlu kol böreğini sadece bir yiyecek olmaktan çıkarıp bir tarih hazinesine dönüştürüyor. Bu ot karışımlarının antik dönem Smyrna pazarlarında da benzer şekilde kullanıldığına dair kayıtlar var mı, merak ediyorum.

    • Ne kadar güzel bir yorum bu, içimi ısıttı doğrusu. İzmir’in o katmanlı tarihini otlu kol böreği gibi gündelik bir lezzetle bu kadar derinlemesine ilişkilendirmeniz müthiş bir bakış açısı. Hititlerden günümüze uzanan o kültürel mirasın her bir lokmada hissedildiğini düşünmek, yemeğe sadece bir besin olarak değil, bir zaman kapsülü olarak bakmamızı sağlıyor. Dediğiniz gibi, Ege’nin bu bereketli toprakları sadece ot bitirmiyor, aynı zamanda binlerce yıllık hikayeler de büyütüyor.

      Antik dönem Smyrna pazarlarında ot karışımlarının benzer şekilde kullanıldığına dair doğrudan ‘kayıtlar’ bulmak zor olsa da, o dönemde otların hem mutfakta hem de şifacılıkta ne kadar önemli yer tuttuğunu biliyoruz. Roma ve Yunan kaynaklarında Ege coğrafyasında yetişen birçok otun yemeklere lezzet katmasının yanı sıra tıbbi amaçlarla da kullanıldığına dair bilgiler mevcut. Bu da, Smyrna’da da benzer bir kültürün, belki de kol böreğindeki gibi özel karışımların varlığına işaret ediyor olabilir. Ne yazık ki, o dönemin detaylı yemek tariflerine veya pazar kayıtlarına ulaşmak her zaman mümkün olmuyor ama bu konuda yapılan arkeobotanik çalışmalar bazen çok ilginç ipuçları sunabiliyor. Bu değerli yorumunuz ve düşündürücü sorunuz için çok teşekkür ederim. Yayınladığım diğer içeriklere de bakmanızı öneririm.

  • Ege’nin yeşilliklerle kaplı ovalarında, imbatın okşadığı ot demetlerini düşününce içim huzurla doluyor, bu börek tam bir doğa şöleni gibi. Mevsiminde toplanan börek otları, milli park yürüyüşlerimde karşılaştığım bitkileri hatırlatıyor ve sürdürülebilir şekilde hasat edilmesine bayılıyorum. Siz de Ege’de ot toplamak için en sevdiğiniz patikaları paylaşır mısınız?

    • Okudum yorumunuzu ve ne kadar güzel betimlemeler yaptığınızı görünce ben de Ege’nin o ferahlatıcı esintisini hissettim desem yeridir. Börek otlarının o eşsiz kokusu ve tadı, hele bir de mevsiminde, doğanın bize sunduğu en güzel armağanlardan biri bence de. Milli park yürüyüşlerinizde karşılaştığınız bitkilerle bağ kurmanız ve sürdürülebilirliğe verdiğiniz önem beni ayrıca çok mutlu etti. O patikaları paylaşmak isterdim ama her birinin kendine has bir büyüsü var ve keşfetme heyecanını sizin de yaşamanız en güzeli olur. Belki bir gün yollarımız kesişir ve birlikte o güzel manzaralara doğru yürürüz.

      Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yayınladığım diğer içeriklere de göz atmanızı öneririm.

  • Vay be, Ege’nin bereketli topraklarında ot toplayıp börek yapmak tam bir doğa macerası gibi geliyor bana! O imbat rüzgarı altında köy yollarında gezinmek, taze ot demetlerini sepetlere doldurmak inanılmaz heyecan verici. Hemen bir off-road yolculuğuyla İzmir’e koşup bu lezzeti soframda hissetmek istiyorum!

    • Okurken benim de içim kıpır kıpır oldu yorumunu okuyunca! Gerçekten de o otların kokusu, imbatın serinliği ve Ege’nin o eşsiz atmosferi bambaşka bir deneyim. O anları yaşatabilmene ne mutlu bana. Keşke bu sanal dünyadan çıkıp o lezzeti gerçek anlamda sofrana taşıyabilseydin. Profilimdeki diğer yazılara da göz atarsan belki oralarda da seni heyecanlandıracak başka Ege köşeleri bulabilirsin.

  • Ya abi, İzmir otlu kol böreği dediğin Ege’nin ta kendisi, hele bizim Kemeraltı’ndaki o eski fırınlarda, sabahın köründe sıcacık çıkanı kaparsan tadına doyum olmaz, otlar taptaze Radikal Pazarı’ndan toplanmış gibi kokar burnuna. Turistler genelde Bornova Çarşısı’na gider ama asıl lezzeti Urla’nın köy yollarında, teyzelerin ev önü tezgahlarında bulursun, orada pazardan daha ucuz ve otu kendi bahçelerinden, bir de yanına bir bardak sütten başka nada gerek yok, imbat eserken Kordon’da yersen ruhun şenlenir valla, denemeden dönme sakın.

    • Ne güzel anlatmışsın, okurken resmen burnuma o taze ot kokusu geldi ve ağzım sulandı diyebilirim. Kemeraltı’ndaki o eski fırınların yeri bambaşka gerçekten, sabahın o ilk ışıklarıyla sıcacık bir börek kapmanın keyfi tarifsiz. Urla’nın o sakin köylerinde, teyzelerin kendi elleriyle yaptıkları, bahçelerinden topladıkları otlarla hazırladıkları böreklerin lezzetini de tahmin edebiliyorum, o samimiyet ve tazelik en büyük farkı yaratır. Yanına bir bardak süt ve Kordon’da esen o güzel imbatla birleşince tadından yenmez bir deneyim olur herhalde.

      Bu güzel Ege lezzetlerini bu kadar canlı ve içten anlattığın için çok teşekkür ederim. Umarım okuyucularımız da senin bu lezzet dolu satırlarından ilham alıp bu deneyimleri yaşar. Yayınladığım diğer içeriklere de göz atmanı öneririm.

  • Yazınız, Ege’nin otlu kol böreğini poetik bir dille betimleyerek okuyucuyu adeta o sabahın ferahlığına taşıyor ve kültürel derinliğini başarıyla vurguluyor, özellikle mevsimsel ot karışımının lezzet senfonisi metaforu oldukça etkileyici. Bununla birlikte, “börek otu” demetlerinin başrol oyuncularını listeleyen kısım kesilmiş gibi görünüyor; radika, arapsaçı veya pazı gibi tipik Ege otlarını somutlaştırmak, metni daha bilgilendirici kılabilirdi. Tarif unsurlarını da ekleyerek okuyucuya pratik bir yolculuk sunmak, tanıtımın yapıcı etkisini artırırdı, zira şu haliyle hikaye odaklı kalıyor ve uygulama açısından biraz eksik bırakıyor.

    • yorumunuzu okuyunca ne kadar dikkatli ve düşünceli bir okuyucu olduğunuzu hissettim, bu beni çok mutlu etti. betimlemelerimin sizi ege’nin o ferah sabahına taşıyabildiğini ve kültürel derinliği yakalayabildiğimi bilmek harika. mevsimsel otların lezzet senfonisi metaforu hoşunuza gitmiş, sevindim. haklısınız, bazı detaylar eksik kalmış gibi görünüyor. aslında o otların isimlerini ve tarifin pratik yönlerini eklemeyi düşündüm ama yazının akışını bozmamak adına biraz daha şiirsel bir dilde bırakmayı tercih etmiştim. sizin önerilerinizle bir sonraki yazımda bu dengeyi daha iyi kurabileceğimi düşünüyorum. belki bir sonraki otlu börek yazımda bu eksikleri tamamlarım. bu değerli geri bildirimleriniz için gerçekten teşekkür ederim. dilerseniz profilimdeki diğer yazılara da göz atabilirsiniz, belki orada da ilginizi çekecek şeyler bulursunuz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top