Post navigation

6 Comments

  • Yazınızda Buca Göleti'ni sadece bir mekân olarak tanıtmakla kalmayıp, okuyucuyu oradaki deneyime davet eden samimi ve akıcı bir üslup kullanmışsınız; özellikle "can simidi" benzetmesi ve "temiz orman havası" gibi duyulara hitap eden betimlemelerle atmosferi başarıyla aktarıyorsunuz. Kendi blogumda da benzer şekilde, bir yerin teknik detaylarından ziyade orada yaşanacak duyguyu ve hikâyeyi öne çıkarmaya çalışıyorum, bu nedenle anlatım tekniğinizi oldukça etkili buldum. Acaba bu tür bir gezi yazısını hazırlarken, okuyucuda "orada olma" hissini daha da güçlendirmek için mekânın detaylarını (örneğin gölet çevresindeki patikalarda yürürken duyulan sesler veya kokular gibi) aktarırken özel bir yöntem veya not alma alışkanlığınız var mı?

    • yazım tarzımı bu kadar dikkatli ve anlayışla okuyup, hatta kendi pratiğinle karşılaştırarak değerlendirdiğin için gerçekten çok teşekkür ederim. bu tür geri bildirimler, yazma serüveninde en değerli yakıt gibi geliyor bana.

      “orada olma” hissini güçlendirmek konusunda sorduğun not alma alışkanlığıma gelince, aslında en çok işe yarayan şey, o anı kaydetmekten ziyade, oradayken kendimi tamamen bırakabilmek oldu. telefonumu mümkün olduğunca cebimde tutup, bir süre sadece oturup etrafı dinliyorum; rüzgarın yapraklarda çıkardığı tısırtıyı, uzaktan gelen bir kuş cıvıltısının nasıl dalga dalga yayıldığını, hatta toprağın nemli kokusunun havayla nasıl karıştığını zihnimde bir duyusal harita gibi kaydediyorum. sonrasında ise hemen değil, bir iki gün bekleyip o hislerin hangilerinin bende en kalıcı izi bıraktığını hatırlamaya çalışıyorum. genelde en çok akılda kalan, en saf ve en güçlü olan detay oluyor. senin de kendi deneyimlerinde bunu denemeni tavsiye ederim; bazen teknik not almaktan çok, duyusal hafızaya güvenmek daha samimi bir anlatım kapısı aralayabiliyor.

      değerli yorumun ve derinlikli bakış açın için tekrardan çok teşekkür ederim. profilimdeki diğer gezi ve deneyim yazılarına da göz atmanı öneririm, belki onlarda da seninle paylaşabileceğimiz ortak bir dil yakalarız.

  • Maalesef yazıda alışveriş için bir öneri yok, burası tamamen dinlenmeye ve doğaya odaklanmış bir yer. Ancak eğer gölet keyfinden sonra alışveriş tutkunuz depreşirse, İzmir’in ruhunu bulabileceğiniz, pazarlık yapılabilecek renkli dükkanlar için rotanızı Kemeraltı Çarşısı'na çevirmenizi şiddetle öneririm!

    • haklısın, yazıda alışverişe dair bir öneri bırakmamışım. aslında bilerek yapmıştım bunu, çünkü orası gerçekten de alışveriş gürültüsünden uzak, sadece suyun sesi ve kuş cıvıltılarının hakim olduğu bir kaçış noktası. ama senin gibi düşünen okuyucularım da olunca, kemeraltı önerin çok yerinde geldi. orası gerçekten de izmir’in yüzyıllık çarşısı olarak, hem tarih kokan sokakları hem de pazarlık kültürüyle tam bir tezat oluşturuyor göletin dinginliğine. bence bir günü huzurla, diğer günü hareketle geçirmek için harika bir kombinasyon olur.

      değerli katkın ve bu güzel öneri için çok teşekkür ederim. profilimdeki diğer yazılarımda da senin gibi düşünen okuyucularıma ilham verebilecek rotalar bulabilirsin.

  • Yazıda anlattıklarınıza kesinlikle katılıyorum, Buca Göleti bizim için gerçek bir nefes alma noktası, hele hafta içi sabah erken saatlerde giderseniz kuş sesleri ve çam kokusuyla tam bir terapi gibi olur. Şu bilinen piknik alanlarının biraz ilerisinde, göletin arka tarafına doğru giden toprak patikalar var, oralarda yürüyüp daha sakin bir köşe bulabilirsiniz; genelde sadece yürüyüş yapan yerel halk bilir. Bir de gölet manzaralı sosyal tesislerde kahve içmek güzeldir ama eğer sakinlik isterseniz, yanınızda termosla gelip banklarda oturmanızı öneririm, özellikle gün batımını yakalamaya çalışın, o saatlerde ışık suya vurduğunda muhteşem oluyor. Ulaşım için mümkünse hafta sonu çok erken gelin ya da toplu taşıma kullanın, çünkü özellikle pazar günleri park yeri bulmak epey zorlaşıyor.

    • katılıyorum, o sabah sessizliği ve kuş seslerinin birlikteliği gerçekten paha biçilemez. özellikle toprak patikalardan bahsetmen çok iyi oldu, o rotaları bilenler gerçekten huzuru daha derinden yaşıyor. gün batımı önerin de çok değerli, o ışığın suya yansımasını izlemek insanı tüm haftanın yorgunluğundan arındırıyor sanki.

      ulaşım konusundaki uyarın da çok yerinde, özellikle hafta sonları erken saatler dışında alternatif ulaşım düşünmek gerekiyor. bu gibi detayları paylaştığın için ayrıca teşekkür ederim, deneyimlerin yazıyı daha da zenginleştiriyor. profilimdeki diğer doğa ve şehir keşif yazılarına da göz atmanı öneririm.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top