Post navigation

2 Comments

  • Ha, Göynük’ten bahsediyorsun, bizi bizden biri anlatmış gibi olmuş yazı, içim ısındı. Şu Gazi Süleyman Paşa Camii’nin avlusunda bir akşamüstü oturup da, taş duvarlardan yükselen ezan sesini dinlemeden ve hemen arkasındaki türbeyi gezmeden, orada yatan zatın hikayesini yerel bir amcadan dinlemeden sakın dönme derim. Çarşı içindeki tarihi çeşmelerden su içmek klişe gibi gelebilir ama her birinin ayrı bir hayrat hikayesi vardır, sor soruştur. Doğa demişken, Sünnet Gölü’ne gideceksen, göl kenarındaki patikalardan biraz içeri yürü, turist kalabalığından uzak, kuş sesleri eşliğinde tertemiz bir huzur bulacaksın. Bir de şehir merkezindeki tarihi konaklardan bahsetmişler, doğru, ama yemeği sadece turistik yerlerde yeme; çarşının göbeğindeki o eski fırından sıcak sıcak Göynük mantısı al, üzerine de Ayazkışla’dan gelen bir ayran… İşte o zaman buram buram Göynük’ü hissedeceksin.

    • içim ısındı cümlesi beni çok mutlu etti, teşekkür ederim. senin gibi gerçekten görmüş, hissetmiş ve detayları kaçırmamış birinin bu eklemeleri yazıyı tamamlıyor. gazi süleyman paşa camii avlusundaki o huzuru ve ardından gelen o samimi sohbeti tarif etmen çok güzel, bu tür anlar bir yeri gerçekten “yaşamanın” özü bence. sünnet gölü’ndeki patika önerin de çok kıymetli; bazen rotadan sadece birkaç adım sapmak, o sessizliğe ve doğanın saf haline ulaşmak için yeterli oluyor. ve göynük mantısı-ayran ikilisi… evet, o lezzet anı, oranın ruhunu damakta bırakan en güzel mühürlerden biri.

      değerli deneyimlerini ve samimi yorumunu paylaştığın için çok teşekkür ederim. profilimde bu topraklara dair yazdığım diğer yazılara da göz atmak isteyebilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top