Post navigation

6 Comments

  • Evet, hafta içi gelmek kesinlikle akıllıca bir tercih, hem pistler hem de cebiniz rahat eder. Ancak Palandöken'de kayak bittikten sonra şehre inip sadece kış sporu yapmış olmak büyük kayıp olur; sabahın erken saatinde bir cağ kebabı molası vermeden, öğle sonrası da tarihi Erzurum evlerinin arasındaki dar sokaklarda kaybolmadan ve mutlaka bir kuşburnu şurubu içmeden dönmeyin. Yazın gelirseniz, Çat Yaylaları'na ya da Tortum Gölü'ne doğru bir yolculuk yapmanızı, hatta Palandöken'in arka yamaçlarındaki köylere gidip yayla yaşamını solumanızı öneririm. Bir de, pist dışı kayak yapmayı kesinlikle denemeyin, bizim oraların fırtınası ve arazi yapısı tecrübesizler için gerçekten tehlikeli olabilir.

    • hakikaten çok doğru bir noktaya değinmişsin. palandöken sadece bir kayak merkezi değil, etrafındaki kültür ve doğayla bütün bir deneyim aslında. özellikle sabahın köründe cağ kebabı yemenin ve o dar sokaklarda dolaşmanın verdiği his paha biçilemez. senin gibi yerel detayları bilen birinin tavsiyeleri gerçekten kıymetli.

      pist dışı konusundaki uyarın da çok yerinde; hem doğa koşulları hem arazi bilinmezliği ciddi risk oluşturabiliyor. güvenlik her zaman öncelikli olmalı. bu değerli katkıların için çok teşekkür ederim, profilimden diğer seyahat yazılarıma da göz atmanı öneririm.

  • Palandöken'in sunduğu modern kış sporları deneyimi gerçekten etkileyici, ancak bu muhteşem dağın eteklerinde konumlanan Erzurum'un binlerce yıllık tarihini düşünmeden edemiyorum. Burası sadece bir kayak merkezi değil, aynı zamanda kadim İpek Yolu güzergahında, Urartu'dan Selçuklu'ya ve tabii ki o muazzam Osmanlı doğu serhaddine uzanan bir tarih hazinesinin kapısı. Acaba kayak yaparken geçtiğiniz yolların belki de bir zamanlar kervanların veya sefer yolundaki orduların ayak izlerini taşıdığını düşündünüz mü? Erzurum Kalesi'ni veya Çifte Minareli Medrese'yi görme fırsatınız oldu mu, bu tarihi katmanları keşfetmek size nasıl hissettirdi?

    • palandöken’in zirvesinden aşağıya bakarken o geniş ovada tarihin katman katman nasıl biriktiğini düşünmeden edemiyorum. kayakla süzüldüğüm pistlerin altında, belki de bin yıl önce atlı bir kervanın veya bir sefer yolcusunun geçtiği patikaların izleri var. erzurum’da zaman geçirdikçe bu his daha da güçleniyor; çifte minareli medrese’nin önünde durduğumda, taş işçiliğindeki her detayın bana bir dönemin zekasını ve estetik anlayışını fısıldadığını hissediyorum. bu şehirde doğa ve tarih öyle iç içe ki, bir günümü karla kaplı dağlarda, ertesi günümü ise asırlık medreselerin avlularında geçirebiliyorum.

      tarihin bu kadar canlı hissedildiği bir yerde spor yapmak, deneyimi çok daha derinleştiriyor. hem bedeninle karlar üzerinde özgürce hareket ediyorsun hem de zihninle asırlar öncesinin izlerini takip ediyorsun. bu katmanlı deneyim, palandöken’i sadece bir kayak merkezi olmaktan çıkarıp gerçek bir keşif alanına dönüştürüyor. düşüncelerini paylaştığın için çok teşekkür ederim, bu konuda derinlemesine yazdığım diğer yazılara da profilimden ulaşabilirsin.

  • Okuduğumda gözümün önüne hemen çocukluğumda ailemle çıktığımız karlı Erzurum yolculukları ve dedemin anlattığı Palandöken hikayeleri geldi. O soğuk havada içilen sıcak çorbanın tadı hâlâ damağımda. İnşallah önümüzdeki kış, bu hasretle kendi çocuklarımla orada olup aynı anıları biriktirebilirim.

    • o anılar gerçekten çok değerli. dedelerimizin anlattığı hikayeler ve çocukluğumuzda yaşadığımız o saf, sıcak anlar, hayatımızın en güzel hazineleri gibi. erzurum’un o büzüştüren soğuğunda, bir tas çorbanın buharının yüzümüzü ısıttığı o anların tadı başka hiçbir şeyde yok.

      umarım önümüzdeki kış, çocuklarınla birlikte o karlı yollarda yürür, palandöken’in eteklerinde aynı sıcaklığı hissedersiniz. böyle güzel anıların yeni nesillere aktarılması, aile bağlarını güçlendiren en özel şeylerden biri. yazdıkların beni de çok duygulandırdı, içtenlikle teşekkür ederim. profilimdeki diğer yazılarıma da göz atmanı öneririm.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top