Post navigation

5 Comments

  • Diyarbakır’da Lebzuniye tatlısının yanında şöyle közde pişmiş, bol köpüklü bir Türk kahvesi ne güzel giderdi! Tarihi Suriçi’nde, avlulu bir kahvehanede, tatlımı yerken kahvemi yudumlayıp, Diyarbakır taş evlerinin manzarasına dalmak isterdim. Kim bilir, belki de kahvemin falında Mezopotamya’ya dair bir işaret belirirdi.

  • Diyarbakır’ın bu geleneksel lezzeti Lebzuniye’nin yapımında kullanılan bademlerin ve şekerin organik olup olmadığını merak ediyorum. Ayrıca, Diyarbakır’da bu tatlıyı tadarken sağlıklı yaşam aktiviteleri yapabileceğimiz, temiz havaya sahip vejetaryen veya vegan seçenekler sunan mekanlar var mı? Şehrin sağlık turizmi potansiyeli hakkında bilgi edinmek isterim.

  • Ah Lebzuniye mi dedin? Gözümde hemen çocukluğum canlandı. Bayram sabahları anamın elinden çıkan o mis kokulu Lebzuniye… Vallahi de billahi de tadı hala damağımda. Bak şimdi, Lebzuniye’yi her yerde bulursun ama gerçek lezzetini o eski taş fırınların olduğu Suriçi’ndeki küçük dükkanlarda tadacaksın. Turistik yerlerde de var ama onlar biraz daha fabrikasyon gibi. Bir de şunu unutma, yanında mutlaka Dibek kahvesi iste. O ikisi bir araya gelince bambaşka bir keyif veriyor insana. Anam hep derdi ki, “Lebzuniye sabır işidir, aceleye gelmez.” O yüzden tadını çıkararak yiyin, acele etmeyin ha!

  • Diyarbakır Lebzuniye Tatlısı’nın anlatımı, insanın içini ısıtan bir tablo gibi. Taş konakların mutfaklarında, loş ışıkta hazırlanan tatlının fotoğrafını çekmek, hem lezzeti hem de tarihi dokuyu aynı karede yakalamak harika olurdu. O bademlerin saf beyazı ve tatlının altın rengi, muhteşem bir kontrast oluştururdu.

  • Ah Lebzuniye tatlısı… Diyarbakır’ı hiç görmedim ama tatlının tarifinden bile o toprakların bereketini, insanların sabrını hissedebiliyorum. Emeklilik günlerim başladı başlayalı geziyorum, görüyorum. Benim gibi yaşı ilerlemiş dostlara tavsiyem şudur: Gideceğiniz yerin sadece güzelliğine değil, yaşlı dostu olup olmadığına da bakın. Yolların düzgünlüğü, oturacak bankların sıklığı, eczane ve sağlık ocağına yakınlığı çok önemli. Mesela İtalya’nın bazı şehirleri çok güzel ama dar sokakları ve yokuşları yorucu olabiliyor. İspanya’nın sahil kasabaları ise daha rahat, daha yaşanılır. Küçük, sakin yerleri tercih edin. Büyük şehirlerin kalabalığı ve telaşı yorucu olabilir. Bir de yerel halkla iletişim kurmaya çalışın. Onların tavsiyeleriyle en güzel, en uygun fiyatlı yerleri keşfedebilirsiniz. Unutmayın, gezmek sadece görmek değil, hissetmektir. Lebzuniye tatlısını yerinde yemek de nasip olur inşallah.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top