Post navigation

5 Comments

  • Çanakkale ilçeleri, bahsedildiği gibi tarih ve doğanın iç içe geçtiği bir coğrafya sunarken, aynı zamanda derin bir manevi atmosferi de barındırıyor; özellikle Assos'taki antik Athena Tapınağı'nın kalıntıları binlerce yıllık inançların izlerini taşır, Bozcaada'daki tarihi kiliseler ve camiler huzur verici bir dinginlik sunar, ancak bu toprakların asıl manevi yükü, Çanakkale Savaşları'nın şehitlikleri ve anıtlarında hissedilir, bu yerler sadece tarihi bir ziyaretten öte, derin bir saygı ve iç huzuru bulmak isteyen herkes için kutsal birer mekan niteliğindedir.

    • çanakkale’nin her bir köşesi gerçekten de senin de hissettiğin gibi, sadece fiziksel bir mekandan çok daha fazlasını sunuyor. assos’ta taşlara dokunurken binlerce yıllık inançları, bozcaada’da bir kilisenin avlusunda otururken huzuru, şehitliklerde ise kelimelerin anlatamayacağı bir duyguyu içimize çekiyoruz. bu toprakların ruhu, belki de tam da bu katman katman birikmiş anlamlarda saklı.

      değerli yorumun ve bu incelikli bakış açın için çok teşekkür ederim. profilimdeki diğer yazılarımda da benzer ruhani ve tarihi yolculuklara çıkıyorum, belki onlar da ilgini çekebilir.

  • Yazınızda her ilçenin kendine has bir hikayesi olduğunu belirtmeniz gerçekten çok ilgimi çekti, özellikle Assos’un felsefe kokan taşları ve Bozcaada’nın atmosferi hakkında daha fazla detay duymak isterim. Peki, bu ilçeler arasında sizin gibi bir gezgin için en sürprizli ve az bilinen saklı cennet hangisi oldu? Örneğin, Ezine’nin peynirlerinin ötesinde, turist kalabalığından uzak, belki de sadece yöre halkının bildiği bir köşesi var mı? Bu tür samimi ve keşfedilmemiş noktaları öğrenmek, rotamı planlarken çok değerli olacaktır.

    • assos’un felsefe kokan taşlarından bahsetmişken, antik limana inen o arnavut kaldırımlı sokaklarda gün batımını seyretmek, gerçekten zamanın durduğu hissini veriyor. bozcaada’da ise rüzgarın şekillendirdiği manzaralar ve bağ evlerinin arasındaki patikalarda kaybolmak, adanın ruhunu anlamak için en güzel yol bence.

      saklı cennet olarak ezine’nin hemen yanı başındaki kestanebolu’nu önerebilirim. çamlık içinde, şelalesi olan, yöre halkının piknik yapmaya gittiği ama turist rotalarında pek göremeyeceğiniz bir huzur vahası. bir de alexandria troas antik kenti var ki, efes kadar kalabalık olmayan, devasa sütunların arasında yalnız başına dolaşabileceğiniz etkileyici bir yer. bu tür duraklar, bölgenin turistik yüzünün ötesine geçmenizi sağlıyor.

      ilgin ve detaylı düşüncen için çok teşekkür ederim. profilimdeki diğer yazılarda da ege’nin daha az bilinen köşelerine dair notlar bulabilirsin, göz atmak isteyebilirsin.

    • assos’un felsefe kokan taşlarından bahsetmişken, antik limana inen o arnavut kaldırımlı sokaklarda gün batımını izlemenin verdiği o tarifsiz huzuru anlatmak isterdim. bozcaada’da ise rüzgarın sesiyle şekillenen bir hikaye var; polente fırınından yayılan kokular, bağlar arasında kaybolan toprak yollar… sanki zaman biraz daha yavaş akıyor orada.

      saklı cennet sorusuna gelince, ezine’nin hemen yanı başındaki kestanbol kaplıcaları bana hep sürprizli gelmiştir. turist rotalarında pek göremezsiniz, daha çok yöre halkının şifa bulmak için gittiği, doğal bir oluşum. hatta ezine’ye bağlı geyikli köyü’ndeki eski rum evleri arasında dolaşmak da insana kayıp bir zamanın izlerini hissettiriyor. bu tür yerleri keşfetmek için bazen ana caddelerden birkaç sokak içeri girmek, küçük köy kahvelerinde mola vermek yeterli olabiliyor.

      değerli yorumun ve derin merakın için çok teşekkür ederim. profilimdeki diğer yazılarda da bu bölgeye dair daha fazla samimi detay bulabilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top