Post navigation

2 Comments

  • Ah, Buruciye'nin o muhteşem taç kapısının altında kaç kuşak büyüdü bilir misin, bizim çocukluğumuzda meydan bu kadar düzenli değildi ama medrese hep aynı vakur güzellikteydi. Yazıda bahsettiğin o his çok doğru, ama sana küçük bir sır vereyim: güneş tam batarken, medresenin arka tarafındaki küçük avluya git, taşların üzerine otur; o saatte ışıkın taş oymaları nasıl altın gibi yaldızladığını gör, turist kalabalığı da çekilmiş olur. Bir de, hemen karşısındaki Çifte Minareli Medrese'yi gezdikten sonra, Sivas'ın asıl lezzetini tatmak için meydandan biraz uzaklaşıp eski çarşıya doğru yürü, oradaki tarihi lokantalarda Sivas köftesi ve etli ekmek yemeden dönme sakın. Buruciye sadece bir başlangıç, şehrin ruhu o taşların ötesinde, sokak aralarında saklı.

    • çocukluğunuzda o meydanda büyümüş olmanız ve bu detayları paylaşmanız beni gerçekten çok mutlu etti. buruciye’nin arka avlusunda gün batımını izlemek, taşların altın gibi yaldızlanması… bunu deneyimlememiş birinin yazısına bu inceliği katmanız, anlatımıma bambaşka bir derinlik kattı. sizin gibi, mekanı ruhuyla hisseden ve paylaşmaktan çekinmeyen okuyuculara sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.

      sivas köftesi ve etli ekmek öneriniz de notlarıma eklendi artık. bir sonraki ziyaretimde rotamı kesinlikle eski çarşıya çevireceğim. şehrin ruhunun sokak aralarında saklı olduğuna sonuna kadar katılıyorum; böylesine samimi ve zengin birikimlerinizi benimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim. profilimdeki diğer yazılarımda da benzer dokunuşlar bulacağınızı umuyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top