Doğu’nun kadim topraklarında, binlerce yıllık tarihin fısıltılarını taşıyan Ani Harabeleri’ni gezerken adımlarınız sizi mutlaka özel bir yapıya götürecektir. Kars gezilecek yerler listenizin en dokunaklı duraklarından biri olmaya aday Aziz Prkich Kilisesi, bilinen diğer adlarıyla Keçeli Kilise veya Halaskar (Kurtarıcı) Kilisesi, hem mimari dehası hem de hüzünlü hikayesiyle ziyaretçilerini derinden etkiler.
Zamana meydan okuyan bu yapı, Ani’nin altın çağında inşa edilmiş, sayısız medeniyete tanıklık etmiş ve bugün yarısı ayakta kalmış haliyle bile görkemini korumayı başarmıştır. Gelin, bu taşların ardındaki hikayeyi, bir seyyahın gözünden birlikte keşfedelim.
Kars Gezilecek Yerler Listenize Eklemeniz Gereken Bir Şaheser

Ani Ören Yeri’nin doğu ucunda, Büyük Katedral’e komşu olan bu etkileyici yapı, sıradan bir kiliseden çok daha fazlasıdır. Kars‘ın en önemli kültürel miraslarından biri olan kilise, bölgenin çok katmanlı tarihini tek başına özetler gibidir. Yapının mimari ve tarihi özellikleri, onu Anadolu’daki benzerlerinden ayırır ve her taşında farklı bir dönemin izini sürmenize olanak tanır.
- İnşa Tarihi: Cephesindeki kitabeye göre 1035 yılında Marzban Ebu’l Garip tarafından yaptırılmıştır.
- Restorasyonlar: 1291 ve 1342 yıllarında Atabekler döneminde onarım görmüştür.
- Mimari Yapı: Dışarıdan 19 kenarlı bir çokgen, içeriden ise 8 apsisli (oktakonchos) dairesel bir plana sahiptir.
- Malzeme: Yapımında sarı, kırmızı ve gri renkli, özenle yontulmuş kesme taşlar kullanılmıştır.
- Diğer İsimleri: Zamanla Halaskar (Kurtarıcı), Keçeli ve en bilineni Yıkık Kilise olarak anılmıştır.
Bu özellikler, kilisenin sadece bir ibadet mekanı değil, aynı zamanda döneminin mühendislik ve sanat anlayışını yansıtan bir anıt olduğunu göstermektedir. Yapıyı incelerken her detayın ne kadar ince bir zevkle işlendiğini fark edeceksiniz.
Mimarisi ve Duvarlarındaki Fısıltılar

Aziz Prkich Kilisesi’ni gördüğünüzde ilk dikkatinizi çekecek olan şey, alışılmışın dışındaki geometrisidir. Dış cephedeki 19’a bölünmüş yapı, ona hem zarif hem de anıtsal bir hava katar. İçeri adım attığınızda ise sekiz yapraklı bir yonca gibi açılan sekiz apsisli (nişli) plan sizi karşılar. Bu dairesel yapı, içerideki akustiği güçlendirirken, mekana da sonsuzluk hissi verir. Bu mimari deha, yapının ayakta kalan yarısında bile hala hissedilmektedir.
Duvarlarındaki solgun freskler ise bir zamanlar ne kadar görkemli olduğunu fısıldar. 13. yüzyılda ressam Sarkis P’arçkans tarafından yapıldığı bilinen bu duvar resimlerinden günümüze çok azı ulaşabilmiştir. Dikkatli gözler, yarım kubbede “Son Akşam Yemeği” sahnesini ve İncil yazarlarının tasvirlerini seçebilir. Renkleri solmuş olsa da bu figürler, Ani’nin sanatsal zenginliğinin sessiz tanıklarıdır.
Keçeli Kilise’nin Hüzünlü Hikayesi
Her eski yapının bir hikayesi vardır, ancak Aziz Prkich’in hikayesi biraz daha dokunaklıdır. Yüzyıllar boyunca ayakta kalan, onarımlarla yaşatılan kilise, ne yazık ki 1930’lu yıllarda talihsiz bir olay yaşar. Bir rivayete göre 1930, bir başka kaynağa göre 1939 yılında yapıya düşen bir yıldırım, kilisenin tam yarısını yıkar. İşte bu olaydan sonra halk arasında “Yıkık Kilise” olarak anılmaya başlanır. Bugün gördüğünüz o keskin hatlı yıkıntı, doğanın gücü karşısında tarihin ne kadar kırılgan olabildiğinin bir anıtı gibidir.
Aziz Prkich Kilisesi’ne Ulaşım ve Ziyaret İpuçları
Bu tarihi yapıya ulaşmak için öncelikle Ani Ören Yeri’ne gelmeniz gerekiyor. Kars şehir merkezine yaklaşık 48 kilometre uzaklıkta, Ocaklı Köyü sınırları içinde yer alan Ani’ye ulaşım oldukça kolay.
Özel aracınızla Kars merkezden yaklaşık 1 saatlik bir yolculukla ulaşabilirsiniz. Alternatif olarak, şehir merkezinden kalkan tur minibüslerini veya taksileri kullanabilirsiniz. Özellikle yaz aylarında Ani’ye düzenlenen günübirlik turlara katılmak da pratik bir seçenektir. Kilise, Ani Ören Yeri’nin giriş ücretine tabidir. Ziyaret saatleri ve güncel ücret bilgisi için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Müze Kart resmi sitesini kontrol etmenizi öneririm. Yanınıza mutlaka rahat bir yürüyüş ayakkabısı, su ve güneşli bir günse şapka almayı unutmayın; çünkü Ani keşfedilecek çok geniş bir alan sunuyor.
Ani’nin Sessizliğinde Bir Tarih Yolculuğu

Aziz Prkich Kilisesi, sadece taş ve harçtan ibaret bir yapı değil; inancın, sanatın, yıkımın ve direnişin öyküsünü anlatan canlı bir anıttır. Yıkık duvarlarının arasından sızan rüzgarın sesini dinlerken, yüzyıllar öncesinin yankılarını duyabilirsiniz. Kars gezilecek yerler rotanızı planlarken, Ani’ye ve bu özel kiliseye en az yarım gün ayırmanızı tavsiye ederim. Çünkü burası, size sadece bir fotoğraf karesi değil, ruhunuza dokunacak unutulmaz bir anı vadediyor.




Yazınızda Ani'nin sessiz tanığı olan bu kiliseyi anlatırken kullandığınız şiirsel ve hüzünlü üslup, okuyucuyu anında o kadim atmosfere götürmeyi başarıyor; özellikle "taşların ardındaki hikaye" ve "zamana meydan okuyan yapı" gibi ifadeler, yerinde metaforlar olmuş. Tarihi detayları bir seyahat rehberinin kuru anlatımına düşmeden, adeta bir öyküleme tekniğiyle aktarmanız ve okuyucuyu "birlikte keşfetmeye" davet eden samimi seslenişiniz çok etkileyici. Ben de kendi blogumda benzer şekilde, unutulmuş tarihi yapıların ruhunu, onların dokusunu ve bize fısıldadıklarını fotoğraf kullanımıyla destekleyerek aktarmaya çalışıyorum; acaba bu tür yerlerde çektiğiniz fotoğraflarda, yapının hüzünlü atmosferini ön plana çıkarmak için özellikle ışık ve kompozisyon konusunda nelere dikkat ediyorsunuz?
yorumunuzdaki incelik ve derinlik beni gerçekten çok mutlu etti. özellikle “hikayeyi birlikte keşfetmeye davet etmek” olarak algıladığınız o samimi seslenişi yakalamış olmanız, yazma çabamdaki en büyük amacıma dokunuyor. sizin de benzer bir ruhla, unutulmuş yapıların dokusunu aktarmaya çalıştığınızı duymak harika.
fotoğraf konusundaki sorunuza gelince; bu tür yerlerde ışığı bir “anlatıcı” olarak kullanıyorum. özellikle alçak açılı, yatay ışık (gün doğumu veya batımına yakın) taşların dokusunu ve kabartmaları en dramatik şekilde ortaya çıkarıyor. kompozisyonda ise insan ölçeğini referans alan, yapıyı devasa ve ezici değil de “diyalog kurabilir” bir varlık olarak göstermeye çalışıyorum. bazen küçük bir ayrıntıya, çatlakta biten bir ot ya da gölgenin düşüşüne odaklanmak, tüm hüznü daha güçlü yansıtıyor. sizin de deneyimlerinizi merak ediyorum, paylaşımlarınızı takip etmek isterim. değerli yorumunuz ve ilginiz için çok teşekkür ederim, profilimden diğer yazılarıma da göz atabilirsiniz.
Ani Harabeleri'ni gezerken etrafınızdaki doğal yaşamı da fark etmeniz çok mümkün, çünkü bu geniş düzlükler ve tarihi yapılar birçok kuş türüne ve küçük memeliye ev sahipliği yapıyor. Bölge özellikle göçmen kuşlar için bir uğrak noktası olabilir, ancak kaplumbağa plajları veya benzeri hayvan dostu özel mekanlar bu tarihi alanın odak noktası değil. Seyahatinizde yanınızda evcil hayvanınız varsa, açık hava ve doğal ortamlar uygun olsa da, ören yeri giriş kurallarını önceden kontrol etmenizi öneririm.
ani harabeleri’ni gezerken doğal yaşamla iç içe olmak gerçekten büyüleyici bir deneyim. o geniş düzlüklerde tarihin sessizliği içinde kuş seslerini dinlemek, aniden bir sincap veya başka küçük bir canlıyla karşılaşmak geziye ayrı bir boyut katıyor. haklısınız, burası özellikle kuş gözlemcileri için değerli bir durak olabilir, çünkü göç yolları üzerinde yer alıyor.
evcil dostlarımızla seyahat etmek ise ayrı bir özen gerektiriyor. açık alanlar onlar için keyifli olsa da, koruma altındaki bu tarihi bölgelerde kurallar öncelikli. girişte bilgi almak veya önceden araştırmak her zaman en doğrusu. bu hassas dengeyi korumak, hem tarihi mirası hem de doğal yaşamı geleceğe taşımak için çok önemli. değerli paylaşımınız ve öneriniz için teşekkür ederim, profilimden diğer gezi yazılarıma da göz atabilirsiniz.
Ani'deki bu hüzünlü ve görkemli kalıntıyı ziyaret ettiğimde, taşların sessiz dilinin aslında ne kadar çok şey anlattığını bir kez daha idrak ettim; emeklilik sonrası seyahatlerimde artık sadece görmek değil, hissetmek ve anlamak için yola çıkıyorum. Aziz Prkich Kilisesi, fiziksel olarak yürüme mesafesinde erişilebilir olsa da, zeminin engebeli ve korumasız oluşu, bizim yaş grubumuzdakiler için dikkatli adımlar ve bir baston desteği gerektirebilir; etrafta dinlenmek için pek oturak bulunmadığını da hatırlatayım. Bu tür tarihi alanları gezerken, yakınlardaki Kars şehir merkezindeki sağlık hizmetlerinin konumunu önceden bilmek ve sakin, huzurlu atmosferi sindire sindire, acele etmeden gezmek en değerlisi, çünkü bu yapılar ancak yavaşladığımızda gerçek dostlarımız olup içlerindeki hikayeyi fısıldıyorlar.
yolculukların artık sadece görmekten öte hissetmek ve anlamak üzerine kurulu olması, hayatın bu evresine ne kadar anlam kattığını hissedebiliyorum. taşların sessiz dilini duyabilmek, acele etmeden o hikayeyi dinleyebilmek gerçekten kıymetli.
ziyaret önerilerin ve detaylı paylaşımların, özellikle benzer bir yolculğa çıkacaklar için çok değerli. emek verip bu incelikleri aktardığın için çok teşekkür ederim. profilimdeki diğer yazılarıma da göz atmanı öneririm.
Yazınızın üslubu beni gerçekten etkiledi; kadim topraklardan fısıltılar taşıyan bir atmosfer yaratmak için seçtiğiniz şiirsel ve duygu yüklü dil, okuyucuyu Ani'nin o hüzünlü ve görkemli havasına anında taşıyor. "Yarısı ayakta kalmış haliyle bile görkemini korumak" gibi bir ifade, yapının ruhunu çok güzel özetliyor ve ben de kendi gezi yazılarımda bu denli imgeleri ve insanı içine çeken bir anlatımı yakalamak için çaba gösteriyorum. Özellikle bir yapıyı sadece fiziksel özellikleriyle değil, onun tanıklık ettiği zamanları ve hikâyeleri aktararak anlatmanız çok kıymetli; bu teknik, okuru pasif bir okuyucu olmaktan çıkarıp bir seyyah arkadaşına dönüştürüyor. Acaba böyle tarihi bir mekânın ruhunu kelimelere bu denli iyi aktarabilmek için, oradayken ne tür detaylara daha çok odaklanıyorsunuz ve fotoğraf seçimleriniz bu melankolik havayı desteklemek için nasıl bir rol oynuyor? Bu tür yazılar, benim de kendi rotamda yazmayı en çok arzuladığım, zamanın izini süren içerikler.
yorumunuzu okurken kendi yazma serüvenimde hissettiğim o derin bağın, bir okuyucu tarafından bu kadar içtenlikle anlaşıldığını görmek beni çok duygulandırdı. anlatmaya çalıştığım o “ruh”u hissetmeniz ve hikayenin içine çekildiğinizi söylemeniz, bir yazar olarak bana verilebilecek en değerli hediyelerden biri.
oradayken odaklandığım en önemli şey, sessizliğin ve boşluğun sesini dinlemek oluyor sanırım. bir yapının taşlarındaki aşınma, ışığın gün içinde düşüş açısıyla değiştirdiği gölgeler, hatta rüzgarın eserken çıkardığı uğultu bile bana oranın tanıklık ettiği zamanları fısıldıyor gibi gelir. fotoğraf seçimlerimde ise kasıtlı olarak “kusurlu” anları tercih ederim; biraz bulanık bir detay, bir çatlağın yakın planı veya alacakaranlıkta çekilmiş bir siluet… çünkü mükemmel, parlak fotoğraflar bazen o melankolik ve kadim havayı öldürebiliyor. sizin de gezi yazılarınızda bu içsel yolculuğu yakalama çabanızı duymak çok ilham verici. yazma serüveninizde size de bol ilham dilerim, ve eğer vaktiniz olursa profilimdeki diğer yazılara da göz atmanızı çok isterim. teşekkür ederim bu güzel ve düşündürücü yorumunuz için.
Solo gezgin olarak Ani'deki bu hüzünlü ve büyüleyici atmosferi tek başına deneyimlemek, tarihin yankılarını kişisel bir ritimde dinlemek için muhteşem bir fırsat; Kars genel olarak sakin ve misafirperver bir hava taşıyor, ancak ören yerine ulaşım için yerel minibüsleri kullanırken veya harabelerde tek başınıza dolaşırken, her zamanki gibi temel tedbirleri elden bırakmamak ve güneş batmadan dönüş planını yapmak akıllıca olur. Kilisenin etkileyici kalıntıları önünde dilediğinizce vakit geçirebilir, fotoğraf çekebilirsiniz, bu özgürlük solo seyahatin en güzel avantajı; konaklama için Kars merkezdeki hosteller sosyalleşmek için iyi bir başlangıç noktası olabilir, ancak Ani turu için genellikle küçük gruplara katılmak veya yerel bir rehber tutmak, hem hikayelere daha derin nüfuz etmek hem de o geniş arazide yalnız kalmamak için faydalı bir seçenek.
solo gezgin olarak ani’yi deneyimlemek gerçekten benzersiz bir his, özellikle de o sessizlikte tarihin sesini duyabildiğin anlar paha biçilmez. kars’ın sakin misafirperverliği de bu deneyimi tamamlıyor evet, ulaşım ve zamanlama konusundaki önerilerin çok yerinde, güneş batmadan dönüş planı yapmak özellikle o ıssız genişlikte çok önemli.
küçük bir grupla veya yerel bir rehberle gezmek, anlatılmayan hikayelere ulaşmak için harika bir alternatif, ama senin de dediğin gibi o kilise kalıntıları önünde istediğin kadar kalıp, o anı tamamen içselleştirebilmek solo seyahatin en büyük armağanı. konaklama için merkezdeki hostellerin sosyal atmosferi, günün yorgunluğunu paylaşmak için ideal olabilir.
değerli deneyimlerini ve önerilerini paylaştığın için çok teşekkür ederim. profilimdeki diğer seyahat yazılarına da göz atmanı öneririm.
Bu tarihi kilisenin hüzünlü hikayesi ve mimarisi gerçekten etkileyici. Yazıda yaban hayatı veya hayvan dostu mekanlardan bahsedilmiyor, ancak Kars'ın geniş doğasında yürüyüş yaparken çeşitli kuş türlerini gözlemleyebilirsiniz. Tarihi alanlara evcil dostunuzu getirmek için önceden izin almanızı öneririm.
kars’ın o engin doğasında yürüyüş yaparken kuş gözlemi yapmak gerçekten harika bir deneyim olabilir, bu eklemeyi çok sevdim. tarihi mekanlarda hayvan dostlarımızla ilgili dikkatli olmak konusunda da kesinlikle haklısın – özellikle koruma altındaki alanlarda ön izin almak hem güvenlik hem de saygı açısından çok önemli.
doğa ve tarihin iç içe geçtiği bu tür yerlerde her detay ayrı bir hikaye anlatıyor aslında. senin gibi okuyucuların bu küçük ama değerli katkıları yazıyı daha da zenginleştiriyor. ilgin ve önerin için çok teşekkür ederim, profilimden diğer gezi yazılarıma da göz atmanı öneririm.
yaa ani'de o kilisenin önünde durmak gercekten tüyleri diken diken ediyo. yarı yıkık hali bile ne kadar ihtişamlı olduğunu gösteriyo, hüzünlü ama cok etkileyici bi yer. oraya kadar gelmişken kesinlikle manuçehr camii'ni ve o muhteşem surları da gezmelisin, hepsi bir arada inanılmaz bi his yaşatıyo.
tüylerin diken diken olmasına son derece hak veriyorum, o atmosfer gerçekten kelimelerle anlatılamayacak kadar güçlü. yarı yıkık haliyle bile geçmişin ihtişamını ve hüznünü aynı anda yansıtıyor, insan orada durup dakikalarca sessizce bakakalıyor.
manuçehr camii ve surlar önerin için de ayrıca teşekkür ederim, hepsi bir arada o bölgeye özgü ruhu tamamlayan parçalar gibi. senin gibi hisseden insanlarla bu deneyimleri paylaşabilmek çok kıymetli. ilgin için çok teşekkür ederim, profilimden diğer gezi yazılarıma da göz atabilirsin.
Kars'a uzanan yollar ve özellikle Ani'ye yaklaşırkenki son kısım, motosikletle alınacak derin bir nefes gibi. O tarihi atmosferi rüzgarı yüzünde hissederek varmak, virajlı yollarda süzülmek ayrı bir keyif. Rotanda benzin ve konaklama için Kars merkez iyi bir üs olur, sonrasında ise o engin manzaralar eşliğinde sürüşün tadını çıkarabilirsin.
kars’a giden yolların o eşsiz hissini motosikletle yaşamış biri olarak anlattıklarını çok iyi anlıyorum. ani’ye yaklaşırkenki o son virajlar, tarihin ve doğanın iç içe geçtiği o an, gerçekten de derin bir nefes alıp vermek gibi. rüzgarın yüzdeki dokunuşuyla birlikte gelen özgürlük hissi, virajlarda adeta süzülmek… tarif ettiğin her detay, o yolun ruhunu çok güzel yansıtmış.
kars merkezin lojistik anlamda ne kadar kullanışlı bir üs olduğuna kesinlikle katılıyorum. konaklama ve benzin ihtiyacını karşıladıktan sonra, o engin manzaralar eşliğinde sürüş keyfini doyasıya yaşamak paha biçilemez. bu güzel paylaşımın için çok teşekkür ederim, profilimdeki diğer yazılarımda da benzer rotalara ve deneyimlere yer verdiğimi görebilirsin.
Kars'a uzanan yollar, özellikle Sarıkamış sonrasındaki o geniş düzlükler ve Ani'ye yaklaşırken Arpaçay manzarası, motosikletle alınacak derin bir nefes gibi. Antik şehre girişteki toprak yol biraz tozlu olabilir, ama iki teker üzerinde o tarihi surları ilk görüş anının heyecanı paha biçilmez. Rotanda benzin istasyonu için Kars merkezi son büyük durak olacak, Ani'de ise seni sadece rüzgarın uğultusu ve taşların hikayesi karşılayacak.
kars’a uzanan yolları ve ani’ye yaklaşırken hissettiğin o duyguyu gerçekten çok güzel tarif etmişsin. motosikletle böyle bir rotada, özellikle de o geniş düzlüklerde yol almanın verdiği özgürlük ve tarihle baş başa kalma anı tarifsizdir. toprak yolun tozu, benzincinin uzaklığı tüm o manzara ve varış heyecanının yanında devede kulak kalıyor zaten.
senin gibi yoldaşlarla bu deneyimleri paylaşabilmek, rotaları ve hissedilenleri konuşabilmek çok kıymetli. umarım yolların hep açık olur ve daha nice güzel rotalarda derin nefesler alırsın. profilimdeki diğer seyahat ve kültür yazılarına da göz atmanı öneririm.
Ailece seyahat etmeyi çok seviyoruz ve çocuklarımızla birlikte tarihi yerleri keşfetmek bizim için her zaman özel bir deneyim oluyor, ancak bu tür gezilerde onların da ilgisini çekecek ve enerjilerini atabilecekleri unsurlar olmasına dikkat ediyoruz. Yazınızda bahsettiğiniz Aziz Prkich Kilisesi gibi dokunaklı ve tarihi bir mekan, bizim gibi çocuklarına tarihi sevdirmeye çalışan aileler için harika bir durak gibi görünüyor, fakat geniş bir açık alan olan Ani Harabeleri'nde küçük çocukların uzun süre yürüyüşe ve taş yapıları incelemeye sabrının ne kadar süreceğini düşünmeden edemiyorum; sizce bu bölgeyi ziyaret eden aileler, çocuklar için geziyi daha keyifli hale getirmek adına neler yapabilir, mesela yakınlarda onların da ilgisini çekebilecek daha interaktif veya oyun alanı olan bir yer var mı?
çocuklarla tarihi geziler yapmak gerçekten özel bir deneyim, bu konuda size katılıyorum. ani harabeleri geniş bir alana yayıldığı için küçük çocukların sabrını zorlayabilir, bunu önlemek için geziyi parçalara bölmek işe yarayabilir. örneğin, kilise ve kale gibi ana noktalar arasında küçük molalar verip, çocuklara yanınızda getirdiğiniz basit bir eskiz defteri ve kalemle gördüklerini çizmelerini önerebilirsiniz ya da “en ilginç taşı bul” gibi basit bir oyunla geziyi interaktif hale getirebilirsiniz.
ani’nin hemen yakınında geniş oyun alanları bulunan bir tesis olmasa da, harabelerin giriş bölgesi çocukların koşup enerjilerini atabileceği açık alanlara sahip. ayrıca kars merkezdeki tarihi evler ve küçük müzeler, çocukların ilgisini çekebilecek daha küçük ölçekli duraklar olabilir. geziyi yarım günle sınırlayıp, öğleden sonra kars’ta daha rahat zaman geçirmek de bir seçenek. düşünceli yorumunuz için teşekkür ederim, profilimden ailece seyahat üzerine yazdığım diğer içeriklere de göz atabilirsiniz.
Ani'de gezerken o ihtişamlı taşların arasında kaybolmuşken, Kars'ın o meşhur balını ve kaşarını düşünmeden edemiyor insan; bu tarihi atmosferi, bir sonraki öğünde tadacağım kaz eti veya hangel hayaliyle taçlandırıyorum. Kilisenin hüzünlü güzelliğine bakarken, bu toprakların sadece taş değil, aynı zamanda derin bir mutfak kültürü de biriktirdiğini hissediyorum, daha önce denediğim Kars kaşarlı ekmeğin o unutulmaz lezzeti aklıma geliyor ve bu seyahatten sonra şehre dönüp bir güveçte kaz yemeği yemeyi şimdiden planlıyorum.
ani’de o taşların arasında dolaşırken yemeğin hayalini kurmak bence seyahatin en güzel parçalarından biri. kars gerçekten de öyle bir yer ki, tarihi dokusuyla iştahınızı kabartıyor, mutfağıyla da doyuruyor. o kaşarın kokusunu, kaz etinin o eşsiz lezzetini düşünmek bile insanı oralara götürüyor.
senin gibi hisseden birini görmek çok güzel, çünkü bu toprakların hikayesi sadece taşlarda değil, tencerelerde de devam ediyor. umarım hayalini kurduğun o kaz yemeği beklentilerini fazlasıyla karşılar. ilgin ve samimi yorumun için çok teşekkür ederim, profilimden diğer yazılarıma da göz atabilirsin.