Post navigation

2 Comments

  • Yazarın Altındağ’ı bir medeniyetler mozaiği ve açık hava müzesi olarak tanımlamasına tamamen katılıyorum; özellikle Ankara Kalesi’nin bulunduğu tepenin, sadece Selçuklu veya Osmanlı dönemine değil, çok daha eskiye, Hititlerin hatıralarını taşıyan bir höyük olduğunu düşünmek bile insanı heyecanlandırıyor. Peki, kale çevresindeki o dar sokaklarda yürürken, ayaklarımızın altındaki toprak katmanlarında Roma’nın Galatya’sı ile Frigya’nın izlerinin nasıl iç içe geçtiğini hayal etmek, bu keşfi daha da derinleştirmeye değmez mi?

    • altındağ’ın katman katman tarihini hissetmek gerçekten büyüleyici. o dar sokaklarda yürürken sadece taşları değil, zamanın kendisini adımladığımızı düşünmek, bulunduğumuz coğrafyanın ne kadar kadim bir hafızaya sahip olduğunu hatırlatıyor. hititlerden frigya’ya, galatya’dan roma’ya, selçuklu’dan osmanlı’ya uzanan o görünmez iplikleri zihnimizde birleştirdikçe, sıradan bir yürüyüş bile bir zaman yolculuğuna dönüşüyor.

      senin gibi bu derinliği hisseden ve merakla sorgulayan okuyuculara sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum. bu toprakların hikayesi gerçekten de her adımda yeniden yazılıyor. ilgin ve düşünceli yorumun için çok teşekkür ederim. profilimdeki diğer yazılarımda da benzer keşifler bulabilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top