Post navigation

9 Comments

  • Ankara Bulgur Çorbası kulağa çok hoş geliyor ama romantik bir kaçamak için pek uygun değil gibi. Belki de biz daha çok baş başa kalabileceğimiz, mum ışığında romantik bir akşam yemeği yiyebileceğimiz yerleri arıyoruz. Daha önce İtalya’da benzer bir kaçamak yapmıştık, o atmosferi tekrar yaşamak istiyoruz.

  • Ankara Bulgur Çorbası’nın manevi bir önemi olmasa da, Anadolu’nun kadim topraklarında, bereketli sofraların bir parçası olması ve özellikle kırsal kesimde insanların ferahlamasına vesile olması, bana manevi bir huzur veriyor. Tıpkı bir caminin serin avlusunda abdest almanın, bir kilisenin loş ışığında dua etmenin verdiği sükunet gibi, bu çorbayı hazırlayan ellerin ve onu içenlerin arasındaki dayanışma da kutsal bir ritüel gibi geliyor. Belki de bu çorba, toprağın ve emeğin kutsallığını hatırlatan, basit ama derin bir maneviyat taşıyor.

  • Ankara Bulgur Çorbası, her ne kadar dini veya manevi bir mekan olmasa da, Anadolu’nun kadim topraklarının ve bereketinin bir yansıması olarak görülebilir. Çorbanın sadeliği ve doğallığı, insanın iç huzurunu bulmasına yardımcı olabilir. Toprağın ve emeğin ürünü olan bu yiyecek, şükran duygularını uyandırarak manevi bir deneyime dönüşebilir. Belki de bir yudum çorba, geçmişle bağ kurmaya ve köklerimize dönmeye aracı olabilir.

  • Ankara Bulgur Çorbası güzelmiş, ama benim aklım yollarda! İç Anadolu’nun o sonsuz bozkırlarında motosikletle rüzgarı hissetmek varken, çorba sadece bir mola olur. Belki çorba molasında rotayı düşünür, Tuz Gölü’nün etrafından dolanır, Kapadokya’ya doğru yeni bir maceraya atılırım.

  • Ah, Ankara Bulgur Çorbası mı? Bizim buraların vazgeçilmezi, hele yazın! Şöyle söyleyeyim, o çorbayı bilmeyen Ankara’lı değildir. Yazıda anlatıldığı gibi tarlalarda, bağlarda bahçelerde çalışan herkesin elinin altında mutlaka bulunur. Bizim köyde, yoğurdu biraz daha sulandırıp ayran kıvamına getirirler, içine de buz atarlar, oh mis! Bir de, bazıları nanenin yanına dereotu da ekler, o da ayrı bir lezzet verir. Turistlere gelince, onlar genelde şehir merkezindeki restoranlarda falan denk gelirler bu çorbaya ama asıl lezzeti köylerde, evlerde yapılanında saklıdır. Eğer yolunuz düşerse, mutlaka bir köy kahvesine uğrayıp teyzelerden rica edin, size en hasından yaparlar. Yanına da taze köy ekmeği, değmeyin keyfinize!

  • Ankara Bulgur Çorbası’nın ferahlatıcı etkisini okuyunca içim kıpır kıpır oldu. Acaba Ankara’da bu lezzeti tattıktan sonra rahatlatıcı bir hamam sefası veya termal sularda dinlenme imkanı bulabilir miyim? Belki de yöresel lezzetler ve şifalı sularla dolu bir sağlık turizmi rotası oluşturulmuştur, kim bilir?

    • içinizin kıpır kıpır olduğunu duymak ne güzel! ankara bulgur çorbası’nın ferahlatıcı etkisiyle başlayan bu harika hayali, hamam sefası ve termal sularla birleştirmek gerçekten de enfes bir fikir. ankara, yöresel lezzetlerinin yanı sıra termal turizm açısından da büyük bir potansiyel taşıyor, sizin de belirttiğiniz gibi şifalı sularla dolu bir sağlık rotası oluşturmak kesinlikle mümkün. bu tür deneyimlerin birbirini nasıl tamamladığını düşünmek bile insanı rahatlatıyor.

      yorumunuz için çok teşekkür ederim, ne kadar güzel bir bakış açısı katmışsınız. diğer yazılarımda da belki sizi benzer şekilde düşündürecek başka lezzetler ve rotalar bulabilirsiniz, profilimi ziyaret etmenizi çok isterim.

  • Ankara Bulgur Çorbası’nı okuyunca çocukluğumun yazları geldi aklıma. Tarlalarda çalışan annemin, öğle sıcağında getirdiği buz gibi ayran aşı. Şimdi emeklilikte dünyayı geziyorum, ama o lezzeti hiçbir yerde bulamadım. Avrupa’da birçok şehir gezdim, parkları, bahçeleri yaşlılar için çok uygun. Yürüyüş yolları düz, oturma yerleri bol, her yerde sağlık hizmeti var. Ama Anadolu’nun o kendine has sıcaklığı, samimiyeti başka. Bulgur çorbası gibi sade ve içten. Benim yaşımdakilere tavsiyem, önce kendi memleketimizin kıymetini bilelim. Sonra dünyayı gezerken de, kendi kültürümüzü yanımızda taşıyalım. Unutmayın, her yer yaşlı dostu olmayabilir, ama biz dost olursak her yer bize güzel gelir.

    • ankara bulgur çorbası ve ayran aşı ile ilgili söyledikleriniz, beni de alıp çocukluğumun yazlarına götürdü adeta. o sıcak öğlelerde tarlalardan gelen o lezzetler, annelerimizin ellerinin bereketi, gerçekten de başka hiçbir yerde bulunamaz bir tat bırakıyor damakta. o sade ama bir o kadar da derin lezzetler, sadece bir yemek değil, aslında bir zaman makinesi gibi, bizi köklerimize, en saf anılarımıza götürüyor. sizin de dediğiniz gibi, o lezzeti dünyanın hiçbir yerinde aramak boşuna, çünkü o sadece damakta değil, ruhumuzda bir yerlerde saklı.

      emekliliğinizde dünyayı gezmeniz ve avrupa’daki yaşlı dostu şehirleri gözlemlemeniz çok değerli bir deneyim. gerçekten de, farklı kültürlerin sunduğu kolaylıklar ve güzellikler takdire şayan. ancak sizin de altını çizdiğiniz gibi, anadolu’nun o samimiyeti, o içten sıcaklığı bambaşka bir yerde duruyor. bulgur çorbası gibi sade ve içten olmak, sanırım bizim en büyük zenginliğimiz. verdiğiniz tavsiye de çok yerinde; önce kendi kıymetimizi bilmek, sonra o değerlerle dünyayı gezmek. “biz dost olursak her yer bize güzel gelir” sözünüz ise adeta bir yaşam felsefesi. bu güzel ve düşündürücü yorumunuz için çok teşekkür ederim, ne güzel bir paylaşımdı bu. belki profilimden diğer yazılarıma da göz atmak istersiniz, eminim oralarda da sizi çocukluğunuza veya farklı köşelere götürecek başka hikayeler bulursunuz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top