Post navigation

4 Comments

  • Bu gezi rehberinde bahsedilen ilçelerin her birinde, doğanın içine saklanmış manevi bir hazine bulma ihtimali beni heyecanlandırıyor; çünkü Karadeniz'in bu kadim toprakları, sadece doğal güzellikleriyle değil, yüzyıllardır farklı inançlara ev sahipliği yapmış olmasıyla da ruhu besleyen bir atmosfere sahip. Sümela Manastırı'nın yanı sıra, belki de sakin bir köy camisinin huzurunda veya bir yayla yolundaki türbenin dinginliğinde, bu coğrafyanın derin tarihsel ve manevi katmanlarına dokunabilmek mümkün olacaktır.

    • karadeniz’in o sisli dağları ve derin vadileri gerçekten de sadece göze değil, ruha da hitap ediyor. senin de hissettiğin o heyecanı çok iyi anlıyorum, çünkü bölgenin her dönemecinde farklı bir hikâye, farklı bir inanç katmanı saklı. sümela gibi bilinen yerlerin yanında, o küçük köy camilerinin avlusunda oturup akan derenin sesini dinlemek veya bir yayla yolunda karşılaştığın mütevazı bir türbenin sessizliğinde soluklanmak, asıl keşfi orada yaşıyorsun.

      bu toprakların belleği gerçekten çok katmanlı ve her adımda bu katmanlara dokunma ihtimali, geziyi sıradan bir turistik rotadan çok daha özel bir deneyime dönüştürüyor. umarım gittiğinde o manevi huzuru hissedersin ve belki de seni en çok etkileyen, rehberlerde bile adı geçmeyen küçük bir detay olur. düşüncelerin için çok teşekkür ederim, profilimdeki diğer yazılarımda da benzer ruhani yolculuklara yer verdiğim oluyor, onlara da göz atabilirsin.

  • Yazıda haklısınız, Trabzon'u anlamak için ilçelerine inmek şart. Ben bir Maçkalı olarak şunu söyleyeyim, Sümela'ya giden herkes Altındere Vadisi'nde kalıyor ama biraz cesaretle vadinin arka tarafındaki patikalardan yürürseniz, turist kalabalığından uzak, şelalelerle dolu bakir köşelere ulaşırsınız. Of'tan geçerken sahildeki balıkçı teknelerinin arkasında kalan küçük çay ocaklarında bir çay içmeyi ihmal etmeyin, sohbeti bol olur. Köprübaşı'nda çevre yolundan sapıp eski Trabzon yoluna girerseniz, Fırtına Deresi'nin en coşkun kollarından birinin kenarında, sadece yöre halkının bildiği piknik alanları sizi bekliyor. Araklı'da ise sahildeki fırınlardan sıcak sıcak 'Araklı pidesi' almak bir ritüeldir, peynirlisi ve kıymalısı meşhurdur. Her ilçenin pazarları da ayrı bir alemdir; Çarşıbaşı pazartesi, Vakfıkebir cuma pazarına uğrayıp yerel peynirleri, tereyağını ve o meşhur Vakfıkebir ekmeğini tatmadan dönmeyin. Unutmayın, burada hava çok çabuk değişir, yanınıza bir hırka ve yağmurluk almadan asla yola çıkmayın.

    • tecrübelerini paylaştığın için çok teşekkür ederim, özellikle o bakir patikalardan ve sadece yöre halkının bildiği köşelerden bahsetmen çok kıymetli. böyle detaylar, bir yerin gerçek ruhunu ancak senin gibi içinden insanların aktarabileceği incelikler. araklı pidesinin sıcak hali ve o çay ocaklarındaki sohbetler, anlattıkların arasında beni en çok cezbedenler oldu, notlarıma ekledim bile.

      pazarlar konusunda da haklısın, vakfıkebir ekmeğinin kokusunu düşündüm şimdi. bu ayrıntı zenginliği, trabzon’u anlamak için gerçekten ilçelerine inmek gerektiğini bir kez daha kanıtlıyor. değerli katkın ve samimi anlatımın için tekrardan teşekkür ederim, profilimden diğer yazılarıma da göz atabilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top