Post navigation

2 Comments

  • Ah, bu yazıyı okuyunca içim bir hoş oldu, çünkü bizim o taş evlerin gölgesinde büyüdüm ben; o avlularda çay içilir, komşu kapıları hiç kilitlenmezdi. Yazıda bahsettiğin her şey doğru, hele o "havuş" dediğimiz avlular, sadece bir mimari öğe değil, hayatın ta kendisidir, yaz akşamları serinliğinde bütün mahallenin toplandığı yerdir. Turistler genelde merkezdeki birkaç evi görüp geçiyor ama asıl ruhu yakalamak için, Hacı Şeref Mahallesi'nin daracık, labirent gibi sokaklarında kaybolmanı öneririm; orada restore edilmemiş, ama hâlâ dimdik ayakta duran, kapısının önünde yaşlı bir teyzenin oturduğu evler var, onlara selam verip bir çay içmeye davet edilirseniz, işte o zaman bu evlerin gerçek hikayesini dinleyebilirsiniz. Bir de, bu evlerin ahşap tavan işçiliğindeki her bir motifin bir anlamı olduğunu, nazardan korunmak için özellikle yapıldığını anlatmayı unutmayın derim.

  • Merhum dostum, senin gibi zamanın kıymetini bilen biri olarak, Muş'un o sakin ara sokaklarındaki tarihi evlerin avlularında oturup hikayelerini dinlemek, gerçekten de derin bir huzur ve tatmin sunacaktır. Benim gibi emekli gezginler için bu mekanlar, yürüme mesafeleri makul, etrafta soluklanacak birçok sakin nokta barındırıyor; ancak şehrin geneli için özellikle sağlık hizmetlerine yakınlık ve tam erişilebilirlik konusunda önceden bir araştırma yapmak, rahat bir gezi için elzem. Tecrübeyle söylüyorum, benzer yaştaki yol arkadaşlarıma, bu tür tarihi dokuları sindire sindire, günün sakin saatlerinde ziyaret etmelerini, rahat bir ayakkabıyla yola koyulup yerel esnafla sohbet ederek şehrin nabzını tutmalarını öneririm; zira gerçek keşif, haritalardan çok, o taş duvarlarda biriken zamanın fısıltılarını duymakla başlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top