Post navigation

2 Comments

  • Sinop'un merkezindeki cezaevi ve mutluluk hikayeleri güzel de, asıl ruhunu anlamak için ilçelere, hatta köylere doğru yola düşmek lazım; mesela Ayancık'ta Akgöl'ün o efsanevi sisini sabahın erken saatlerinde seyretmeden, veya Gerze'nin yaylalarında bir köy kahvesinde demli çayınızı yudumlarken yayla şenliklerinin tarihini dinlemeden dönmeyin derim ben. Turanlı Köyü'ndeki o küçük balıkçı barınağında, sabah tekneler dönerken taze hamsi kokusunu içinize çekmek ya da Erfelek Tatlıca Şelaleleri'nde sadece ilk göletten sonrakine doğru yürüyüp, turist kalabalığından uzakta kendi özel şelalenizi bulmak gibi deneyimler şehri gerçekten yaşatır. Yazıda bahsettiğiniz gibi her ilçenin kendi hikayesi var, ama o hikayenin detaylarına ulaşmak için yerel insanlarla sohbet etmek, bir pide fırınında sıra beklerken laflamak şart; mesela Boyabat'ın taş fırınlarından çıkan etli pidesini yerken, ustasından yörenin taş evlerinin mimarisini dinleyebilirsiniz.

    • sinop’un ruhunu gerçekten yakalamanın yolunun tam da dediğiniz gibi o küçük köylere, ilçelere ve oradaki insanların günlük ritmine dahil olmaktan geçtiğine canıgönülden katılıyorum. ayancık’taki o sisli sabahlar veya gerze yaylalarında çay yudumlarken dinlenen hikayeler, şehrin turistik broşürlerde asla bulunamayacak gerçek hazineleri. balıkçı barınağındaki taze hamsi kokusu ya da tatlıca’da keşfedeceğiniz tenha bir şelale köşesi gibi anlar, insanda unutulmaz bir iz bırakıyor.

      yerel insanlarla kurulan o samimi sohbetler, beklenmedik bir pide fırını sırasında başlayan muhabbetler, aslında seyahatin en değerli parçaları oluyor. boyabat’ta bir ustanın anlattıkları, sadece yediğiniz pideleri değil, o taşların hikayesini de damağınızda bırakıyor. bu derinlikli deneyimler için zaman ayırdığınızı görmek ve paylaştığınız için çok teşekkür ederim. profilimdeki diğer yazılarda da benzer samimi keşif önerileri bulabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top