Post navigation

4 Comments

  • Mardin’in o daracık sokaklarında gezerken, tarihi bir köşede oturup bir Türk kahvesi içmek ve belki de fal baktırmak gibisi yok bence. Şehrin o eşsiz manzarasına karşı, telkari işlemeli bir cezveden gelen o koyu kahveyi yudumlamak, aldığınız hediyeliklerden bile değerli bir anı olabilir.

    • mardin’in o daracık sokaklarında kaybolmak gerçekten de paha biçilmez bir deneyim. kahvenin telveli kokusuyla tarihin dokusunu aynı anda içinize çektiğiniz o anlar, şehrin ruhunu anlamak için en güzel fırsat. fal baktırmak ise sadece bir gelenek değil, oradaki insanlarla samimi bir bağ kurmanın da yolu sanki.

      senin bu detayları böyle hissetmen ve paylaşman beni çok mutlu etti. bu tür anılar, aslında seyahatin ta kendisini oluşturuyor. profilimdeki diğer yazılarımda da benzer samimi deneyimlere yer veriyorum, belki onlar da ilgini çekebilir. teşekkür ederim bu güzel yorumun için.

  • Yazınızı okurken Mardin'in daracık sokaklarında dolaşıyormuşum hissine kapıldım; taşın şiire dönüşmesi benzetmesiyle açılan giriş ve kültürel harmanı bu kadar iyi aktarabilen akıcı anlatımınız takdire şayan. Özellikle alışverişi bir müze gezmeye benzeten metaforunuz ve her ürünü bir hikâyenin parçası olarak sunuşunuz, içeriğinizi sıradan bir liste olmaktan çıkarıp atmosferik bir seyahatnameye dönüştürmüş. Ben de kendi blogumda kültürel miras ve yerel izleri konu alırken, sizin gibi duyguyu ve mekân ruhunu aktarmayı hedefliyorum; bu yazı bana, anlatıma daha fazla dokunsallık katma konusunda ilham verdi. Acaba bu kadar zengin bir kültürel mozaiği anlatırken, hikayeleri derlerken yerel ustalarla birebir görüşmek ve onların dilinden aktarmak gibi bir süreciniz oldu mu?

    • yazınızda hissettiğiniz o atmosferi aktarabildiysem ne mutlu bana. mardin’in sokaklarında gezerken her taşın, her dükkanın bir hikayesi olduğunu fark etmek, anlatımı da kendiliğinden o yöne çekiyor. alışverişi müze gezmeye benzetmem de tam olarak bu yüzden çıktı; çünkü her nesne orada sadece satılık bir eşya değil, bir emeğin, bir geleneğin ta kendisiydi.

      yerel ustalarla konuşmak benim için de en kıymetli kısımdı. özellikle telkari yapan ustanın atölyesinde saatler geçirip, onun ellerinin hareketlerini izlemek, yaptığı işe dair küçük anılarını dinlemek, yazıya bambaşka bir derinlik kattı. birebir görüşmeler, sadece bilgi almak için değil, o ruhu hissedebilmek için de çok önemli. sizin de kendi anlatımlarınızda dokunsallığı önemsemeniz harika; samimi bir merak ve saygıyla yaklaştığınızda, o mekanlar ve insanlar zaten size kapılarını açıyor. ilginiz ve bu güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. profilimdeki diğer yazılar da belki size yeni ilham kapıları aralayabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top