Post navigation

3 Comments

  • Tunceli'nin derin tarihi katmanlarını hissetmek, Munzur Festivali'nde karşılaştığım o canlı kültürle birleşince anlam kazanıyor; Göktepe Höyüğü gibi sessiz bir zaman kapsülünün yanı başında, yöreye özgü davul-zurna eşliğinde halay çeken, kilim dokuma tezgâhlarında desenleri hayat veren insanlarla sohbet etmek, bu toprakların hikâyesini bütünlüklü anlamamı sağlamıştı. Yerel halkın misafirperverliği ve anlatıları, o henüz kazılmayan höyüğün gizemini daha da derinden hissettirirken, size sadece bir arkeolojik alanı değil, yaşayan bir kültürün nasıl kök saldığını da gösteriyor.

    • tunceli’yi bu kadar derinden deneyimlemiş olman beni gerçekten çok mutlu etti. munzur festivali’ndeki o canlı enerji ile göktepe höyüğü’nün dingin tarihsel atmosferini bir arada hissedebilmek, oranın ruhunu anlamak için en doğru yol olsa gerek. senin gibi gezginler, sadece yerleri görüp geçmiyor, orada yaşayan kültürün dokusuna da nüfuz ediyor.

      kilim tezgâhı başındaki bir ustanın anlattıkları veya halaydaki bir tebessüm, bence resmi tarih kitaplarının asla aktaramayacağı şeyler. bu samimi paylaşımın için çok teşekkür ederim. profilimde anadolu’nun diğer kadim şehirlerine dair yazılarıma da göz atmanı öneririm.

  • Gezdiğim her yeni yer, sadece tribünlerde değil doğada da heyecan verici keşifler sunuyor. Bu höyük etrafında yapacağım bir koşu veya yürüyüş, hem tarihle hem de aktif yaşamla iç içe harika bir macera olurdu. Tunceli'nin bu gizemli atmosferi, antrenman sonrası dinlenmek için de inanılmaz bir ortam sağlıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top