Post navigation

2 Comments

  • Evet, o güzelim Vali Konağı bina olunca müze, ruhu hemen hissediliyor zaten; içeri girer girmez taş duvarların serinliği ve o dönemin ahşap işçiliği sizi sarıveriyor. Yazıda çok güzel anlatmış, ama şunu eklemeliyim: Gittiğinizde sadece vitrinlere bakmayın, özellikle üst kattaki 'günlük yaşam' odasında sergilenen, yöreye has 'Küp ve Şelek' gibi objelerin hâlâ köylerde kullanıldığını bilin, bu canlı bağ beni hep duygulandırır. Bir de, müzeyi gezdikten sonra hemen arka taraftaki tarihi Bitlis evlerinin olduğu sokaklara (İncekaya Sokak gibi) mutlaka bir yürüyüş yapın; müzede gördüğünüz kültürün yaşamda nasıl devam ettiğini göreceksiniz. Müze görevlisi Nurettin Amca'ya rastlarsanız, kendisine Bitlis'in eski sokak isimlerini sorun, size anlatacak hikayelerle şehir adeta canlanacak.

  • Evet, o güzelim taş konakta büyükannemin sandığından çıkmış gibi hissedersiniz, çok haklısınız. Ancak sırrı, sadece içerideki eserleri değil, müzenin hemen arkasına düşen o daracık, kadim taş sokaklara sapıp biraz kaybolmakta gizli; orada nefes alan tarihi hissedersiniz. Müzeden çıkınca, hemen yanı başındaki tarihi İhlasiye Medresesi'ne uğramadan ve Bitlis'in meşhur Büryan kebabını esnaf lokantalarından birinde tatmadan sakın dönmeyin derim. Ayrıca, içerideki kilimlerdeki her motifin bir hikayesi var, görevlilere sorun, size mutlaka anlatsınlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top