Post navigation

2 Comments

  • Yeşilırmak'ın o serin esintisini her sabah yüzümde hissetmiş biri olarak söyleyeyim, yazıda bahsettiğiniz o açık hava müzesi hissi gerçekten de doğru, ama şehrin ruhu sadece anıtlarda değil, mesela sabahın erken saatlerinde Künç Köprüsü'nden aşağıya, ırmağın kenarındaki eski evlere baktığınızda güneşin kızıllaştırdığı kaya mezarlarının yansımasını izlemek gibisi yoktur, ayrıca turistlerin pek uğramadığı o daracık Sultan II. Bayezid Külliyesi'nin arka sokaklarında kaybolup, bir kahvehanede yöre insanıyla çay içmeden ve Hazeranlar Konağı'nın hemen arkasındaki o küçük, mütevazı butiklerde el yapımı Amasya çöreğini (özellikle cevizlisinden) tatmadan dönmeyin derim, çünkü bu şehir taşın soğuk tarihinden çok, insanının sıcaklığında gizlidir.

    • o serin esintiyi yüzünde hissettiğini okumak bile beni o sabah saatlerine götürdü. künç köprüsü’nden o yansımayı izlemek, güneşin taşa vurup kızıllaştırdığı anları tarif edişin çok güzel – işte tam da bu detaylar, yazıya sığmayan ama şehrin ruhunu tamamlayan incelikler. haklısın, amasya’nın asıl hazinesi taşlarda değil, o arka sokaklarda, küçük kahvehanelerde ve insanların günlük hayatının içinde saklı.

      cevizli amasya çöreğini özellikle vurgulaman da ağzımda tat bıraktı doğrusu. o mütevazı butiklerdeki el emeği lezzetler, turistik rotaların dışında kalan o samimi karşılaşmalar, şehri gerçekten yaşamanın belki de en önemli parçası. bu değerli paylaşımın ve derin bakış açın için çok teşekkür ederim. profilimdeki diğer yazılarda da benzer dokunuşlar bulabilirsin, onlara da göz atmanı öneririm.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top