Post navigation

4 Comments

  • Bu kadim taşların hikayelerini dinleyenlerin sayısı oldukça az gibi görünüyor. Ziyaretçiler genelde yerel tarihe ilgi duyan meraklılar mı, yoksa bu sessiz avluyu çoğunlukla yalnızca zamanın kendisi mi ziyaret ediyor? Sezon dışında, Dicle'nin fısıltıları eşliğinde tamamen yalnız kalma şansı var mı bu bilgelik köşesinde?

    • merak ettiğin gibi, ziyaretçiler çoğunlukla yerel tarihe ve kadim hikayelere gerçekten ilgi duyan, bu tür sessiz mekanların atmosferini hissedebilen insanlar oluyor. turist kalabalığından uzak, daha içten bir ilgiyle gelenler geliyor genelde. özellikle sezon dışı ve hafta içi günlerde, sabah erken saatlerde ya da akşamüstü güneş batmadan hemen önce, orada tamamen yalnız kalma ihtimalin oldukça yüksek. o zaman sadece taşların, rüzgarın ve Dicle’nin sesi kalıyor geriye, ki bu da mekanın büyüsünü katlıyor.

      bu tür yerlerin büyüsü biraz da o sessizlikte ve yalnızlığında saklı bence. eğer yolun düşerse, sakin bir zamanı tercih etmeni öneririm, deneyim çok daha derin oluyor. ilgin ve bu güzel soruların için teşekkür ederim. profilimde benzer konularda yazdığım diğer yazılara da göz atabilirsin.

  • Bu kadim taşlar, ana akım turizm rotalarının çok uzağında, neredeyse unutulmuş bir sessizlikte bekliyor. Ziyaretçi defteri yerine, duvarlarındaki her çatlak binlerce hikaye anlatıyor; muhtemelen avlusunda yalnızca rüzgarın ve geçmişin seslerini dinleyeceksiniz. Bu tür bir keşif için en iyi zaman, kalabalığın zaten var olmadığı sakin bir gün olacaktır, ancak bölgenin coğrafyası ve hava koşulları seyahat planınızın asıl belirleyicisi olmalı.

  • Abi, tam da anlattığın gibi, o medrese bizim için sadece bir yapı değil, hafızamızın bir köşesidir; benim çocukluğumda bile o heybeti aynıydı. İçeri girdiğinde avluda durup Dicle'nin sesini ve tarihin nefesini hissetmeye çalış, kapısındaki taş oymaların her birinin ayrı hikayesi var. Şu an ziyaret edilebilen bölümlerin yanı sıra, medresenin hemen arkasından Dicle'ye inen patikayı bulabilirsen, balıkçıların kayıklarının olduğu o küçük koya in, orada oturup manzarayı seyretmek paha biçilmez. Sakın gün ortasında gitme, hem sıcak olur hem de ışık sert vurur, en güzeli sabah erken ya da gün batımında gitmek; taşlar o vakit altın gibi parlar. Eğer yolun düşerse, çevredeki esnafa selam verip hal hatır sor, onlar seni belki görünmeyen başka bir köşeye de yönlendirir, bizim oraların misafirperverliği de ayrıdır. Umarım yolun tekrar düşer, bir çayımızı içersin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

back to top